Ana Sayfa Yatçılık Uzak denizler Kuzeybatı geçidi

Uzak denizler Kuzeybatı geçidi

İsimleri explorer ve büyük maceracıların yaşadıklarını hissetmek isteyen armatörleri baştan çıkarıyorlar. Bu yatlarla Atlantik hiç durmadan aşılabiliyor ve her denize çıkılabiliyor…

Norveçli Roald Amundsen, ikinci sanayi devrimi çocuklarındandı; şu petrol, elektrik ve kimya alanında olan. Onun gibi XIX. ve XX. yüzyılı at sırtında geçirmiş olan pek çokları, bu sıçrayışı büyük girişimlerde bulunmak ve keşfedilmemiş topraklara ulaşmak için bir fırsat bildi.

Photo superyacht Oceanco © Guillaume Plisson

Çoğu kişi onu Güney Kutbu’na ilk giden insan olarak bilir, kimileri de ölüm onu Kuzey Buz Denizi’nde bulduğu için tanır. Tenda Rossa olarak bilinen proje kapsamında, İtalya adlı zeplin benzeri balonu ile uçuş yaparken buzula düşen Umberto Nobile ve arkadaşlarını kurtarma çalışmaları sırasında, uçağının düşmesi sonucu hayatını yitirmiş Amundsen. Hayatı gerçekten de buzlar arasında geçmiş, 1905 yılında meşhur Kuzeybatı Geçidi’ne yolculuk eden yine Amundsen olmuş. Birçok kişiye göre hâlâ dünyanın en zor rotası; Amerika Kıtası’nın kuzey sahillerini, Arktik Okyanusu’nun buz kütleleri üzerinden geçerek, Atlantik Okyanusu’nu Pasifik Okyanusu’na bağlayan bu deniz yolu, Baffin Körfezi’nden Bering Boğazı’na ulaşmayı sağlıyor. Kimbilir yetişmekte olan kaç denizci okuduğu kitaplardan ya da izlediği belgesellerden esinlenerek, İnuitler diyarını (Nunavut), buzların arasında gezinerek yeniden keşfetmeyi hayal etmiştir. Bu grubun içinde elbette büyüdüğünde armatör olup, açık denizlere çıkmaya uygun bir tekne, hatta bir süperyat inşa ettirme şansına erişenler de bulunuyordur. İç tasarımı en lüks, en ileri teknoloji, en cool tarzda teknelerle seyahat etmek kimilerine yetmiyor elbette. Onlar için lüks demek, tutkun oldukları şeye, denize yeterli zaman ayırabilmek ve yeni yerler keşfederken yaşanılan adrenalini hissetmek. Uzak denizlere açılmak ve bilinen rotanın dışına çıkıp, dünyada hâlâ insanın ağzını açık bırakan yerler olduğunu görmek.

DCIM\100MEDIA\DJI_0007.JPG

Bu sınırlı sayıdaki, şanslı bir grup denizcinin isteklerine cevap verebilmek için tersaneler ve yat endüstrisinin tasarımcıları, estetik açıdan oşinografik araştırma gemisi hissini veren modeller yaratmayı başardılar. Nomen omen demişler Latince’de, bu süperyatlara da Explorer veya Expedition boat adını vermişler. Bir yandan ticari gemilere, römorkörlere ya da devriye gemilerine de benziyorlar, tabii tarz olarak biraz daha inceltilmişler. Ancak temel teknik özellikleri kesinlikle onlar gibi uzun gezileri destekler nitelikte. Az sayıdaki maceracı armatörlerin ilk başlarda yaptıkları birkaç rötüşun ardından, özellikle de iş amaçlı gemileri üreten tersanelerin de olaya dahil olmalarıyla birlikte, Explorer fenomeni son yıllarda bir salgın haline geldi. Böylece verimli gövde yerleştirmesine, kontrollü tüketime ve geniş yakıt tankları sayesinde ikmale gerek duymadan daha uzun yol alabilme özelliğine sahip gemiler ortaya çıktı. Minimum menzil genelde 4000 deniz mili ki bu da Atlantik Okyanusu’nu hiç durmadan geçmeye imkan tanıyor. Bu teknelerin denizde tutunma kabiliyetlerinin üst düzeyde olması da çok önemli, zira uzun yolculuklarda ne tip denizlerle karşılaşılacağı hiç bilinmez. Üstelik uzun seferlerde ihtiyacınız olacak şeyleri depolamak için de geniş iç alanlara sahipler.

Explorer’larda, tıpkı ticari gemilerde olduğu gibi, kamaraların ve kapalı üstyapının azaltılmış olmasının sebebi tamamen işlevsel; tekneyi rüzgara ve dalgaya karşı korumak. Tasarım daha çok, gerekli yükün arttırılması üzerine kurulduğundan, güvertedeki “oyuncak” sayısı fazlalaştırılmış: birçok büyüklükte ve şekilde yer alan botlar, geminin geçemeyeceği yerlerde keşif yapmaya yarıyor. Hatta bazılarında derinlere inebilmek için küçük denizaltılar dahi bulunuyor.
Elbette ki Explorer’ların teknik altyapısı son derece sağlam ve amaca uygun oluyor, özellikle de Kuzeybatı Geçidi’nde seyretmek üzere yapılmışsa. Çok uzun mesafelere çıkmak için gezinti yatları dahi belli teknik özelliklerde yapılmalı veya bunlara uygun olarak modifiye edilmiş olmalı. Hava şartları kutup özellikleri gösterdiği zaman, teknenin tüm mekanik aksamı buna dayanabilecek ölçüde olmalı, dolayısıyla bu özellikleri taşıdığını Ice Class belgesi alarak kanıtlamalı.

Bu, iletişim araçları, elektronik aletler ve özellikle radar gibi diğer aksam için de geçerli. Bu gemiler el değmemiş, neredeyse vahşi doğaya yolculuk edecekleri için, güvenlik ve deniz kirliliği açısından IMO’nun (International Maritime Organization – Uluslararası Denizcilik Örgütü) ve AWPPA’nın (Arctic Waters Pollution Prevention Act – Kuzey Kutup Bölgesi Su Kirliliğini Önleme Kanunu) belirlediği ciddi ve spesifik normlara uymak zorundalar. Olası bir rotadan sapma durumunda beklenmedik tehlikelere hazır olmak durumundalar.
Dünyayı dolaşmak üzere tasarlanmış bu teknelerde söz etmediğimiz bir tek iç dizayn kaldı. Diğer süperyatlara göre kullanılan iç döşeme malzemeleri ve kumaşlar son derece kaliteli. Uzak hedeflere ulaşmak, keşfetme hazzı elbette güzeldir ama bu gezginler aynı zamanda seyir esnasında müthiş bir konfor ve modadan uzak bir lüksü arzu edebiliyorlar.
Bir de bu macerayı yaşamak, ama bunu sadece bir kez yapmak isteyenler olabilir. O yüzden, bu tekneler Floating Life gibi charter şirketleri üzerinden kiralanabiliyor. Bu şirketler müşteriye doğru zamanda, doğru tekneyi en iyi fiyata buluyorlar. Armatör de böylece tkneyi istediği zaman kendisi kullanıp, istemediği zaman da gerekli işlemleri üçüncü kişiler üzerinden hallederek, kiraya verebiliyor.
Kâşif sayısının dünyada her zaman az olduğu da bilinen bir gerçektir aslında. Roald Amundsen’in girişiminden sonra, aynı rotayı 110 yılda sadece 200’den az teknenin yineleyebilmesi de bunu kanıtlıyor…