Gayrimenkul sadece metrekare ve lokasyon mu? Aydın Yatırım Grup, projelerinde benimsediği “yaşam kurgusu” yaklaşımıyla sektöre farklı bir perspektif getiriyor. Aydın Yatırım Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihad Aydın, “Gayrimenkul ‘bugün al yarın kazan’ işi değil” diyerek, geleceğin projelerinde farkı yaratanın hissedilen değer olduğunun altını çiziyor.
Lüks konut segmenti, son dönemde deneyim, hizmet ve yaşam kalitesi odağında yeniden şekilleniyor. Akıllı teknolojiler, entegre hizmet modelleri ve sosyal alanlarıyla desteklenen projeler, üst segment konutta ‘ürün’den ‘yaşam çözümü’ne doğru bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Bu çerçevede geliştiriciler de klasik yapı üretiminin ötesine geçiyor. Kullanıcı deneyimini merkeze alan bütüncül modeller geliştirmeye yöneliyor. Söz konusu dönüşüm, Anadolu şehirlerinde de giderek daha görünür hale geliyor.Bu kapsamda öne çıkan merkezlerden biri olan Konya, köklü kültürel birikimi ile değişen yaşam beklentilerini aynı zeminde buluşturuyor. Şehirde gelişen konut yatırımlarıyla birlikte, üst segment yaşam standartlarının yalnızca metropollere özgü olduğu yönündeki algı zayıflıyor. Nitelikli, hizmet odaklı ve sürdürülebilir projeler ise Anadolu’da giderek daha fazla karşılık buluyor.

Bu yeni dönemde öne çıkan aktörlerden biri olan Cihad Aydın liderliğindeki Aydın Yatırım Grup, Konya’da geliştirdiği projelerle söz konusu dönüşümün önemli temsilcileri arasında. Sanayi kökenli disiplinini gayrimenkul sektörüne taşıyan şirket, geleneksel müteahhitlik anlayışının ötesine geçerek ‘yaşam markası’ odaklı bir model ortaya koyuyor.
Örneğin, Aydın Yatırım Grup’un yaşam kurgusunu en net şekilde ortaya koyduğu Prive Inventum, toplamda 350 bin metrekarelik inşaat alanına yayılan ve Türkiye’nin ilk Resort City konseptli yaşam projelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu bütüncül yapı içerisinde konumlanan ilk etap Koru Inventum ise, projenin temelini oluşturan yaşam anlayışının ilk güçlü yansıması olarak dikkat çekiyor. Konya’da geliştirdiği projelerle sosyal yaşamı dönüştüren daha etkileşimli ve dışa dönük bir yaşam kültürünü teşvik eden grup, yerel ekonomiyi canlandıran ve kültürel mirası modern mimariyle buluşturan bir duruş gösteriyor.

Aydın Yatırım Grup’un Konya’daki konut projelerinin yanı sıra, uluslararası marka iş birlikleriyle hayata geçirmeyi planladığı otel yatırımı ve yeni proje geliştirme vizyonu, şehrin geleceğine yönelik iddiasını daha da güçlendiriyor. Şirketin ortaya koyduğu bu yaklaşım, Anadolu’da yaşamın geleceğini de yeniden tanımlayan güçlü bir dönüşümün habercisi. Bu yaklaşımın arka planını Aydın Yatırım Grup Yönetim Kurulu Başkanı Cihad Aydın ile konuştuk.
Boringman: Projelerinizde sıkça vurguladığınız “yaşam kurgusu”, klasik gayrimenkul anlayışından tam olarak nerede ayrışıyor?
Cihad Aydın: Biz projeye ‘ne yapıyoruz’ diye değil, ‘orada nasıl bir hayat yaşanacak’ diye bakıyoruz. Günün sonunda mesele bina değil, o binanın içindeki hayat. Bu da klasik gayrimenkul geliştirme anlayışından en temel ayrışma noktası. Geleneksel yaklaşımda proje, arsa, plan ve inşaat üçlüsü üzerinden ilerler. Ortaya çıkan ürün, çoğunlukla iyi çözülmüş bir fiziksel yapı olur. Ancak yaşam kurgusu dediğimiz yaklaşımda süreç tersinden başlar. Önce o projede yaşayacak insanın günlük hayatı, alışkanlıkları, ihtiyaçları ve beklentileri analiz edilir. Sabah evden nasıl çıkıyor, akşam eve nasıl dönüyor, hafta sonu nerede vakit geçiriyor… Biz tasarımı bu gerçek akış üzerinden kuruyoruz. Yani proje, baştan itibaren bir yaşam senaryosu olarak tasarlanıyor.Önemli olan, doğru ilişkileri kurmak. Açık alanla kapalı alanın dengesi, sosyal alanların konumlanması, insanların birbirine temas edebileceği ama aynı zamanda mahremiyetini koruyabileceği bir düzen oluşturmak… Bunların tamamı bilinçli bir kurgunun sonucu. Kısacası klasik geliştirme modeli yapı üretir, yaşam kurgusu ise hayat üretir. Bugün kullanıcıların bir projeyi tercih etme nedeni de artık o projenin sunduğu yaşamın kendisi.

B.: Büyüme stratejinizi hangi dinamikler belirliyor?
C.A.: Konya, Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri olmanın ötesinde, disiplinli ekonomik yapısıyla aynı zamanda büyük bir dönüşüm potansiyeli taşıyan bir şehir. Biz bu potansiyeli yalnızca sanayi üretimi üzerinden değil, yaşam kalitesini yeniden tanımlama fırsatı üzerinden okuyoruz. Sanayi bizim için aynı zamanda şehirde yoğunlaşan insan hayatının nasıl organize edilmesi gerektiğine dair bir referans noktası. Bizim bakışımızda üretimin temposunu, yaşamın konforu ile dengeleyen bütüncül bir şehir yaklaşımı geliştiriyoruz. Konut tarafında Nish Beyond ve Nish Meram projeleriyle şehir içinde dengeli ve nitelikli alanlar sunarken, Aydın-Candan Plaza ile ticari hayata değer katıyoruz. Sanayi tarafında ise Aydın Sanayi ve Ticaret Merkezi ile Aydın Sanayi Sitesi projelerimizle üretim ve lojistik altyapıyı güçlendiriyoruz. Bizim için bu çeşitlilik, yaşamı, üretimi ve ticareti birlikte ele alan bütüncül bir vizyonun sonucu. Büyüme stratejimizi yön üzerinden tanımlıyoruz. Öncelikle seçiciliği merkeze alan bir yaklaşım benimsiyoruz. Doğru fırsatı bekleyen ve doğru zamanda harekete geçen bir yapıdayız. Lokasyon çeşitliliği, proje ölçeği ve hedef kitle arasında sağlıklı bir dağılım kurarak riskleri minimize ediyoruz. Bu yaklaşım, piyasa dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı bir yapı oluşturuyor. Diğer önemli başlık ise ölçek büyütürken kaliteyi standartlaştırmak. Her projede aynı yaklaşımı, aynı titizliği ve aynı yaşam anlayışını sürdürülebilir hale getirmek bizim için büyümenin en kritik parçası.

B.: Sizce önümüzdeki dönemde konut projelerini birbirinden asıl ayıran ne olacak?
C.A.: En kritik unsur, hissedilen değer olacak, projenin yarattığı ‘duygu ve aidiyet’ olacak. Bugüne kadar projeler, lokasyon, metrekare ya da sosyal donatılar üzerinden rekabet etti. Ancak artık kullanıcı davranışı değişiyor. İnsanlar bir projeye baktığında, kendisine nasıl bir hayat vaat ettiğini sorguluyor. Zamanla yarışan bir dünyada, insanların hayatını kolaylaştıran, gündelik akışa entegre olan ve kullanıcıyla yaşayan projeler ayrışacak.
B.: Peki gelelim son projeniz Prive Inventum’a… Biraz bahsedecek olursak, bu projeyi klasik konutlardan ayıran temel unsur nedir? Yatırımcıya ve kullanıcıya nasıl bir deneyim vadediyorsunuz?
C.A.: Anadolu’da konut projelerinin büyük ölçüde birbirine benzemesi ve standart bir yapıya sıkışması bizi farklı bir yaklaşım geliştirmeye yöneltti. Biz bu alana, yaşamı yeniden kurgulayan bir bakış açısıyla yaklaştık. Prive Inventum’un çıkış noktası da tam olarak buradan doğdu. Bugün kullanıcıların yalnızca bir ev değil, bütüncül bir deneyimi aradığını görüyoruz. Özellikle Konya gibi gelişen şehirlerde, iş hayatı ile yaşam alanı arasında daha dengeli, konforlu ve sürdürülebilir bir kurguya ihtiyaç var. Projemizde bu ihtiyaca cevap verirken; 2+1’den 5+1’e uzanan 634 konut, ticari alanlar ve 5 yıldızlı otelle desteklenen bütüncül bir yaşam modeli kurguladık. Prive Inventum bu anlamda sadece bir konut projesi değil. Türkiye’de ‘Resort City’ konseptiyle baştan sona tasarlanmış bir yaşam merkezi. Prive Club, projenin en önemli katmanlarından biri. Bu sistem, sakinlerin hizmetlere de erişebildiği esnek bir yapı sunarken; ‘kullandıkça ödeme’ modeliyle projeyi daha sürdürülebilir ve kullanıcı odaklı hale getiriyor. Prive Club çatısı altında yalnızca spor, dinlenme ve sosyalleşme alanları sunmuyoruz; aynı zamanda otel standartlarında bir yaşam hizmeti organizasyonu kuruyoruz. Housekeeping hizmetlerinden concierge yapısına, günlük yaşamı kolaylaştıran kişisel desteklerden özel organizasyonlara kadar uzanan bu sistem, kullanıcıya yalnızca alan değil, zaman ve konfor kazandırıyor.
B.: “Resort City” dediğiniz model tam olarak neyi ifade ediyor?
C.A.: İnsanlar artık hafta sonunu beklemek istemiyor. Evinde de dinlenebilmek, sosyalleşebilmek istiyor. Biz de buradan yola çıktık. Bu nedenle Resort City yaklaşımını, insanların 365 gün boyunca tatil konforunu deneyimleyebileceği bir yaşam modeline dönüştürdük. En önemlisi, Türkiye’de Resort City yaklaşımını bu ölçekte ve bu bütüncüllükte ilk kez Konya’da hayata geçiriyoruz. Bugün bu modelin kapsam ve derinlik açısından birebir karşılığı olan başka bir proje bulunmuyor. Bu yaklaşımın en önemli tamamlayıcı unsurlarından biri ise proje içerisinde konumlandırılacak otel yapılanması. Prive Inventum’da konut, aynı sistemin parçaları olarak kurgulanıyor. Toplamda 200 bin metrekare arsa üzerinde, 350 bin metrekarelik bir yaşam alanı tasarladık. Geniş peyzaj alanları, yürüyüş yolları, su göletleri ile bir tatil merkezi atmosferi oluştururken, yüzme havuzları, spa, fitness, welness, kafeler, restoranlar, mağazalar, spor sahaları ve çocuk kulübü oyun alanları ile de otel konforunda deneyim odaklı sosyal yaşam alanları bulunuyor. Projeye entegre edilen 5 yıldızlı otel, yaşamı alanlara bölünmüş bir deneyimden çıkararak resort konforuyla bütünleşen bir yapıya dönüştürüyor. Dünyanın önde gelen otel zincirlerinden biriyle yürüttüğümüz iş birliği sayesinde, uluslararası standartlarda hizmet anlayışını yaşamın doğal bir parçası haline getiriyoruz. Konya gibi güçlü bir üretim şehrinde bu modeli hayata geçirmek ise bilinçli bir tercihimiz. Çünkü bu vizyonun belirli şehirlerle sınırlı olmadığını, doğru yaklaşım ve güçlü bir kurguyla her gelişen kentte uygulanabileceğini ortaya koymak istedik.

B.: Türkiye’de konut algısı ne zaman barınmadan çıkıp stratejik bir değere dönüştü?
C.A.: Türkiye’de konut algısındaki kırılma tek bir olayla değil, köklü bir zihniyet değişimiyle gerçekleşti. Uzun yıllar konut yalnızca barınma ihtiyacını karşılayan bir araçtı. Ancak zamanla bu bakış dönüşerek konut önce bir yatırım enstrümanına, bugün ise yaşam kalitesi ile finansal güvenliğin birleştiği stratejik bir değere evrildi.2018 sonrası başlayan ekonomik dalgalanma süreci, konutu bir anda ‘ihtiyaç’ olmaktan çıkarıp ‘güvenli liman’ haline getirdi. İnsanlar artık birikimlerini koruyacakları bir değeri satın almaya başladı. Bu, algının ilk kırıldığı an.Pandemi ise bu dönüşümü başka bir boyuta taşıdı. Artık, yaşamın kendisi satın alınıyor. Yani konut, yatırım olmanın ötesine geçerek bir yaşam deneyimine dönüştü.Bugün geldiğimiz noktada ise çok daha bilinçli bir alıcı profili var. İnsanlar artık projenin vizyonunu, geliştiricinin güvenilirliğini ve uzun vadeli değer üretme potansiyelini sorguluyor, gelecek satın alıyor.
B.: Türkiye bu noktada sizce nerede duruyor; fırsat pazarı mı, yoksa değer üreten bir merkez mi?
C.A.: Türkiye, global gayrimenkul rekabetinde stratejik konumu ve dinamik yapısıyla dikkat çeken bir yatırım merkezi haline gelmiş durumda.Coğrafi olarak Avrupa, Orta Doğu ve Asya’nın kesişim noktasında yer alması, Türkiye’yi doğal bir çekim merkezi yapıyor. Bunun yanında genç nüfus, şehirleşme hızı ve sürekli yenilenen konut ihtiyacı, sektörü canlı tutan en önemli unsurlar arasında.Özellikle son yıllarda küresel belirsizliklerin arttığı dönemlerde Türkiye, yatırımcı açısından erişilebilir ve yüksek potansiyel barındıran bir pazar olarak öne çıktı. Döviz bazında rekabetçi fiyatlar ve uzun vadede değer artışı beklentisi, uluslararası yatırımcının ilgisini sürekli canlı tutuyor.Ancak burada önemli bir kırılma da yaşanıyor. Artık global rekabette sadece fiyat avantajı yeterli değil. Türkiye’de geliştirilen projelerin; mimari kalitesi, sunduğu yaşam deneyimi ve sürdürülebilirlik yaklaşımıyla da öne çıkması gerekiyor. Sektörün üst segment üretim tarafı, Türkiye’nin global algısını yukarı taşıyan en kritik alan haline geliyor.Bu dönüşümü hızlandıracak olan ise; vizyoner, kaliteli ve uluslararası standartlarda üretim yapabilen geliştiricilerin artması.
B.: Bu noktada; sektördeki finansman sıkışıklığını nasıl yorumluyorsunuz?
C.A.: Aslında bir daralmadan çok, gayrimenkulün yeniden dengelendiği bir süreci ifade ediyor. Artan maliyetler ve krediye erişimdeki zorluklar hem üretici hem alıcı tarafında baskı oluşturdu. Ancak bu durum, sektörde bir eleme mekanizması yarattı. Artık projelerin başarısını doğru fizibilite, güçlü geliştirici ve güven belirliyor. Bu süreç aynı zamanda alternatif finansman modellerini ve daha esnek satış kurgularını da öne çıkarıyor. Bu sıkışıklık geçici bir zorluk ama kalıcı bir dönüşüm. Sektör, daha disiplinli, daha seçici ve daha sürdürülebilir bir yapıya evriliyor.
B.: İnşaat sektörü dalgalı; ekonomik krizler, maliyet artışları, piyasa belirsizlikleri var. Bu şartlar altında yatırım yapmak ve projeye başlamak cesaret ister. Sizin için bu riskleri göze alma kararı neye dayanıyor?
C.A.: Bizim için mesele riski doğru tanımlamak ve yönetmek. Çünkü bu sektörde cesaret, net bir stratejiyle ilerleyebilmek.Öncelikle her projeye güçlü bir fizibilite ve senaryo yönetimiyle yaklaşıyoruz. Tek bir ekonomik tabloya göre hareket etmiyoruz. Farklı ihtimalleri öngörerek planlama yapıyoruz. Bu da bizi ani maliyet artışları ya da piyasa daralmaları karşısında daha dirençli hale getiriyor.En önemli farkımız ise finansal yaklaşımımızda ortaya çıkıyor. Biz projelerimizi öz sermaye ile hayata geçiriyoruz. Bu da, hem karar alma süreçlerimizi hızlandırıyor hem de dış finansman baskısından bağımsız, daha kontrollü ve sürdürülebilir bir yapı kurmamızı sağlıyor. Aynı zamanda projeye olan güvenimizin de en somut göstergesi.Bununla birlikte doğru ürün geliştirmek, bu sürecin en kritik parçası. Gerçek bir ihtiyaca karşılık veren, doğru lokasyonda ve doğru kurguyla geliştirilen projeler, piyasa koşulları ne olursa olsun karşılığını buluyor.
B.: Peki sizce, yatırım kararlarında en çok göz ardı edilen kritik unsur nedir?
C.A.: Tabii ki rakamların dışında kalan zaman perspektifi. Birçok yatırımcı satın alma anındaki fiyatı, ödeme koşullarını ya da kısa vadeli getiriyi merkeze alır. Ancak asıl belirleyici olan, o yatırımın 5-10 yıl sonra nerede konumlanacağı.Bugün doğru görünen bir yatırım, eğer bulunduğu bölge gelişim göstermiyorsa ya da proje zaman içinde değer üretmiyorsa, gerçek anlamda kazanç sağlamaz. Tam tersine, ilk bakışta daha maliyetli görünen ama doğru lokasyon, doğru geliştirici ve doğru vizyonla kurgulanmış bir proje, uzun vadede çok daha güçlü bir getiri sunar.Çoğu zaman gözden kaçıyor ama gayrimenkul öyle ‘bugün al yarın kazan’ işi değil; zamanla değerlenen, sabır isteyen bir yatırım. Sadece bugünün verileriyle değil, geleceğin potansiyeliyle değerlendirilmesi gerekli. Kısacası yatırımda en büyük hata, bugüne odaklanıp geleceği ihmal etmek.
B.: Şehirde lüks algısı sizce nasıl değişti?
C.A.: Şehirde ‘lüks’ kavramı uzun yıllar yanlış tanımlandı. Daha büyük metrekare, daha gösterişli detaylar ya da daha fazla donatı lüks olarak algılandı. Oysa bugün lüks, görünenden çok hissedilen bir kalite haline geldi. Artık gerçek lüks, kalabalığın içinde ayrıcalık değil, kalabalıktan uzak bir denge sunabilmek. Gürültünün içinde sessizlik, yoğunluğun içinde nefes alabilmek, erişimin ortasında mahremiyeti koruyabilmek… Bunlar yeni nesil lüksün temel unsurları.İyi düşünülmüş bir planlama, doğru ışık, doğru malzeme ve kusursuz işçilik; çoğu zaman en pahalı detaydan daha güçlü bir etki yaratır. Lüks artık deneyimlenen bir değer.Bununla birlikte zaman da yeni lüks tanımının merkezinde. Trafikte kaybedilmeyen vakit, günlük hayatı kolaylaştıran çözümler, her şeyin ulaşılabilir ama rahatsız etmeyecek mesafede olması… Sadelik, konfor, mahremiyet ve zamanın doğru yönetimi…İnsanlar artık kendilerine zaman kazandıran projeleri tercih ediyor.
B.: Başarı sizin için ne ifade ediyor?
C.A.: Yalnızca ortaya konulan fiziksel bir yapı ile tanımlamayı eksik buluyorum. Elbette bir projeyi hayata geçirmek, onu tüm süreçleriyle tamamlamak önemli bir sonuç. Ancak benim için asıl anlamı, o yapının içinde filizlenen hayatlarda saklı.Bir projenin gerçek değeri, teslim edildiği andan sonra başlar. O alanlarda kurulan hayatlar, duyulan memnuniyet, hissedilen huzur ve aidiyet duygusu… Aslında her tamamlanan iş, bir başlangıcın, yeni bir yaşam hikâyesinin kapısını aralıyor.Ekip olarak bizi en çok tatmin eden de, geride bıraktığımız yapılarda huzurlu ve mutlu yaşamların sürdüğünü görmek ve bu hikâyelerin bir parçası olabilmek.
B.: Dünyaya baktığınızda, mimari anlamda sizi en çok etkileyen örnekler nereden çıkıyor?
C.A.: Mimarlık ve yapı üretimi söz konusu olduğunda, dünyada dikkatle takip ettiğim ve ilham aldığım yaklaşımların başında, insan odaklı tasarım anlayışını merkeze alan ülkeler geliyor. Özellikle Avustralya, yaşam kalitesini önceleyen, doğayla uyumlu ve ‘nefes alabilen’ yapı takip ediyorum. Orada zamanda insanın fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarına cevap veren bütüncül bir yaşam kurgusu olarak ele alınıyor.Avustralya’daki yapılaşma anlayışında dikkat çeken en önemli unsur, mekânların doğayla kurduğu güçlü ilişki. Açık alan kullanımı, doğal ışığın maksimum düzeyde içeri alınması, iç-dış mekân sürekliliği ve malzeme seçimindeki sadelik, mimariyi adeta yaşayan bir organizmaya dönüştürüyor. Türkiye ile kıyasladığımızda ise en belirgin farkın, planlama ve yaşam modeli bakış açısında ortaya çıktığını düşünüyorum. Bizde çoğu zaman yapı üretimi daha çok ihtiyaç ve yoğunluk odaklı ilerlerken; bu tür ülkelerde süreç, doğrudan insan deneyimi ve yaşam kalitesi ekseninde şekilleniyor. Kültürel açıdan baktığımızda ise bu fark, toplumların doğayla kurduğu ilişki, yaşam ritmi ve bireysel alanlara verdiği önemle doğrudan bağlantılı.Bizim hedefimiz de, bu küresel perspektiften beslenerek, yerel değerlerimizle harmanlanmış, daha nitelikli ve insan odaklı yaşam alanları üretmek olmalı.
B.: Peki bundan sonrası? Yeni projelerinizle nasıl bir hikâye yazmaya hazırlanıyorsunuz?
C.A.: Biz projelere sadece yapı üretimi olarak bakmıyoruz. Her biri, şehrin gelişim yönünü etkileyen bir karar. Odağımız her zaman uzun vadeli değer üretmek. Bugün de bu vizyonla Konya Meram’da, yaklaşık 300 bin metrekarelik bir alanda yeni bir proje üzerinde çalışıyoruz. Bu proje, bulunduğu bölgenin kimliğini ve yaşam standardını yukarı taşıyacak bütüncül bir şehirleşme yaklaşımının yansıması olacak. Etaplar halinde geliştirilecek proje, modern mimari yaklaşımı, geniş ölçekli sosyal yaşam alanları, güçlü peyzaj kurgusu ve yüksek estetik standartlarıyla Konya’da bugüne kadar ortaya konmuş yaşam modellerinden ayrışan yeni bir referans noktası oluşturacak. Konya’daki en büyük ve en değerli iki arazi stokuna sahip olmamız, şehre ne kadar uzun vadeli baktığımızın en somut göstergesi. Biz bu projeyi, Konya’nın geleceğine bırakılacak kalıcı bir iz olarak görüyoruz.
B.: Son olarak, sizi bugün ne heyecanlandırıyor ve geleceğe nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz?
C.A.: Bugün beni en çok heyecanlandıran şey, ortaya koyduğumuz her işte fark yaratabilme imkânı. Her yeni başlangıçta beni motive eden şey, alışılmış kalıpların dışına çıkabilmek ve ortaya koyduğumuz üretimle somut bir etki yaratabilmek. Benim için üretmek, aynı zamanda bir duruşun yansıması. Ortaya çıkan her proje, hayata nasıl baktığımızın, neyi önemsediğimizin ve neyi hedeflediğimizin bir göstergesi. İnsanların içinde bulunduğunda kendini iyi hissettiği, zaman geçirdikçe bağ kurduğu ve gündelik hayatın içinde fark yaratan mekânlar üretmek… Beni asıl heyecanlandıran nokta tam olarak burası. Geleceğe kalıcı ve anlamlı bir iz, bulunduğu yere değer katan, kimliği olan ve zamanla daha da anlam kazanan yapılar bırakmak istiyorum. Çünkü kalıcılık, değer üretmekle mümkün.

