El İşçiliğinin Mirası, Çağdaş Tasarımla buluşuyor

El işçiliğinin izini taşıyan, her biri kendine özgü seramikler yaşam alanlarında yeniden güçlü bir yer edinirken; geleneksel zanaat çağdaş tasarım ve teknolojiyle yeni bir kimlik kazanıyor. Sakura Seramik Kurucusu ve Tasarımcı Rabia Deniz Kılınçkaya, Türk seramiğinin köklü üretim kültürünü bugünün estetik anlayışıyla buluşturarak yerelden dünyaya uzanan yeni bir tasarım dili oluşturuyor.

Kusursuz seri üretimin yerini giderek dokusu, küçük farklılıkları ve ardındaki insan emeğiyle karakter kazanan objeler alıyor. Seramik de bu değişimin yaşam alanlarındaki en güçlü temsilcilerinden biri. Sofradan dekoratif objelere, saksılardan mekânı biçimlendiren separatörlere kadar genişleyen kullanım alanıyla seramik, artık yalnızca işlevsel bir malzeme değil; bulunduğu mekâna kimlik kazandıran bir tasarım unsuru.

12 yıllık peyzaj tasarımı ve uygulama deneyimini seramikle buluşturan Sakura Seramik Kurucusu Rabia Deniz Kılınçkaya da bu dönüşümü geleneksel el işçiliği üzerinden yorumluyor. Kütahya’daki atölyelerle çalışan Kılınçkaya, zanaatkârlığın özgün karakterini çağdaş tasarım anlayışı ve yeni teknolojilerle bir araya getirirken, Türk seramiğinin uluslararası alandaki en güçlü imzasının da tam olarak burada saklı olduğuna inanıyor: el işçiliğinde.

Seramiğin ruhunu yalnızca tasarımın değil, ona dokunan ellerin ve kuşaktan kuşağa aktarılan ustalığın şekillendirdiğini vurgulayan Kılınçkaya, sektörün geleceğinde teknolojinin olduğu kadar zanaatkârlığın korunmasının da önemli olduğuna dikkat çekiyor: “Türk seramiğini dünya pazarında öne çıkaran en büyük gücümüz el işçiliğimiz. Nesilden nesile aktarılan çok güçlü bir ustalık geleneğimiz var. Detaylara verdiğimiz önem ve insan emeğinin ürüne kattığı değer, bizi standart seri üretimden ayırıyor. Bizim en önemli avantajımız, zanaatkârlık kültürümüzü hâlâ yaşatıyor olmamız. Yapay zekâ ve dijital üretim ise seramik sektöründe önemli bir dönüşüm yaratıyor. Ben yapay zekâyı zanaatın yerine geçen bir araç olarak değil, tasarım ve üretim sürecini destekleyen bir teknoloji olarak görüyorum. Teknolojiyi güçlü zanaatkârlık geleneğimizle bir araya getirebilirsek çok daha özgün ve katma değeri yüksek ürünler ortaya çıkarabiliriz. Bence teknolojinin bize sağladığı en büyük avantajlardan biri, müşterinin ne istediğini çok daha doğru anlayabilmek. Eskiden bir fikri müşteriye anlatmak ve zihnimizdeki tasarımı karşı tarafa aktarmak daha zordu. Şimdi yapay zekâ sayesinde bir fikri çok kısa sürede gerçeğe yakın bir görsele dönüştürebiliyoruz. Müşteri, daha üretime başlamadan ortaya çıkacak ürünü ya da projeyi görebiliyor. Bu da hem karar verme sürecini hızlandırıyor hem de yanlış anlaşılmaların önüne geçiyor.

Tasarımcı açısından da önemli bir kolaylık sağlıyor. Aklımızdaki fikri uzun uzun anlatmak yerine, görsel olarak çok daha güçlü ve anlaşılır biçimde sunabiliyoruz. El işçiliğimizi teknolojiyle desteklediğimizde Türk seramiğinin dünya pazarındaki rekabet gücünün çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inanıyorum.”

Dünyayı Takip Ederken Kendi Kimliğimizi Korumalıyız

“Artan taleple birlikte üretim kapasitemizi de büyütüyoruz. Bugün Kütahya’da 16 farklı atölyeyle birlikte çalışıyoruz. Bu yapı bize hem üretim kapasitemizi hem de ürün çeşitliliğimizi artırma imkânı sağlıyor. Ancak burada benim için önemli olan sadece üretimi büyütmek değil. Kütahya’daki küçük ve özgün seramik atölyelerinin de ayakta kalması gerekiyor. Çünkü seramikte bizi farklılaştıran o ustalık, el işçiliği ve üretim kültürü aslında bu atölyelerde yaşıyor. Dünyada doğal malzemeler, sürdürülebilirlik, el işçiliği ve kişiye özel üretim giderek daha fazla öne çıkıyor. Elbette bu trendler bizim tasarımlarımızı da etkiliyor. Ancak dünyadaki trendleri birebir alıp uygulamak yerine, onları kendi üretim kültürümüz ve zanaatkârlık geleneğimizle yorumlamamız gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin çok güçlü bir üretim altyapısı ve köklü bir el işçiliği kültürü var. Bu ikisini doğru şekilde bir araya getirdiğimizde dünya trendlerini kendi özgün tasarım dilimize dönüştürebiliriz. Bence Türk seramiğinin küresel pazarda fark yaratacağı nokta da tam olarak burası: Dünyayı takip etmek ama kendi kimliğini kaybetmeden üretmek.”

Tasarımı Küresel Bir Marka Hikâyesine Dönüştürmeliyiz

“Türkiye aslında tasarım markaları yaratabilecek çok güçlü bir üretim altyapısına sahip. Bizim eksiğimiz tasarım yapmak değil; yaptığımız tasarımı doğru bir marka hikâyesiyle dünyaya anlatabilmek. Çok iyi ürünler üretiyoruz ama bunları uluslararası pazarlarda doğru şekilde konumlandırma ve anlatma konusunda daha güçlü olmamız gerekiyor. Bugün insanlar yalnızca bir ürün satın almıyor. O ürünün hikâyesini, kimin ürettiğini, nasıl üretildiğini ve arkasındaki emeği de merak ediyor. Özellikle el işçiliğinin yoğun olduğu seramikte, ürünü kimin yaptığı ve hangi süreçlerden geçerek ortaya çıktığı başlı başına bir değer. Bu nedenle iyi tasarım tek başına yeterli değil. Doğru iletişim, güçlü bir marka hikâyesi ve doğru tanıtım da en az tasarım kadar önemli. Türkiye bu hikâyeyi doğru anlatabilirse, tasarım markalarıyla dünyada çok daha güçlü bir yere gelebilir.”

Kılınçkaya’nın seramik alanındaki üretimleri yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmıyor. Yeme-içme sektörüne yönelik tasarlanan seramik kaplar, İsviçre ve Almanya’da bulunan restoranlara da ulaştırılıyor. Kılınçkaya, önümüzdeki dönemde bu ihracat deneyimini Sakura Seramik markasına da taşımaya hazırlanıyor. Sakura Seramik’in ürünlerinin yurt dışı pazarlarına açılması için çalışmalar sürerken, markanın ihracatına da başlanması hedefleniyor.

Rabia Deniz Kılıçkaya Kimdir?

Rabia Deniz Kılınçkaya, 12 yıllık peyzaj tasarımı ve uygulama deneyimini seramik tutkusu ile birleştirerek kendi markalarını hayata geçiren girişimci, tasarımcı. Bodrum’da yaşayan Kılınçkaya’nın seramikle tanışması, kızının doğumunun ardından başladı. Başlangıçta bir hobi olarak hayatına giren seramik, zaman içinde Kılınçkaya’nın profesyonel üretim alanına ve girişimcilik yolculuğuna dönüştü. Peyzaj uygulama ve proje alanındaki deneyiminin ardından saksı ithalatıyla girişimcilik serüvenine başlayan Kılınçkaya, bir süre sonra saksıları kendi tasarlayıp seramikten üretmeye başladı. Peyzaj, tasarım ve seramiği aynı çatı altında buluşturan bu yaklaşım, zaman içerisinde Çamurda markasının ve Sakura Seramik’in temellerini oluşturdu.

Bugün Sakura Seramik’in kurucusu olarak çalışmalarını sürdüren Kılınçkaya, seramik alanında özgün ve işlevsel tasarımlar geliştirmeye devam ediyor. Türkiye’nin ilk seramik separatör üreticisi olan Sakura Seramik ile sektöre yenilikçi ürünler kazandırırken, Çamurda markasıyla da el yapımı seramik ürünler tasarlıyor ve üretiyor. Kılınçkaya’nın tasarımları arasında Türkiye’nin farklı bölgelerine ulaştırılan Sirtaki tabakları da yer alıyor.

Peyzaj uygulama ve projelerinden seramik tasarımına uzanan yolculuğunda üretmeye ve kendini geliştirmeye devam eden Rabia Deniz Kılınçkaya, farklı disiplinleri bir araya getiren tasarım anlayışıyla çalışmalarını sürdürüyor.

Dergimiz her ayın ilk haftası Türk Telekom Dergilik, D&R, Remzi Kitabevi ve tüm seçkin marketlerde…