Türk Dokunuşu Budva’yı Yükseltiyor Riviera Montenegro

Budva sahilinde yükselen Riviera Montenegro, Türk mimari ve mühendislik deneyiminin Adriyatik kıyısındaki güncel örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Projeyi, Karadağ’ın değişen yatırım iklimi ve Budva sahilinin dönüşen kent dinamikleri üzerinden ele aldık.

Karadağ, Adriyatik Denizi’nin turkuaz kıyıları, dağla denizin buluştuğu çarpıcı manzarası ve tarihi kasabalarıyla son yıllarda sadece turistlerin değil, uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Adriyatik kıyısındaki konumu, Avrupa Birliği’ne aday ülke statüsü ve euro kullanımıyla dikkat çeken Karadağ, özellikle gayrimenkul ve turizm yatırımlarında öne çıkmasını sağlıyor. 2024’te ülkeye giren doğrudan yabancı yatırımlar 890 milyon € seviyesine ulaşırken, bunun 455 milyon €’dan fazlası gayrimenkul ve bağlantılı sektörlere yöneldi. Türk yatırımcılar da bu dinamizmin önemli bir parçası. Bu dinamizmin en yoğun hissedildiği bölgelerden biri, ülkenin en popüler destinasyonlarından Budva.

Bu ekonomik ve coğrafi avantajlar çerçevesinde, Karadağ’ın sahil şeridinde hayata geçirilen yeni bir yatırım–inşaat–rezidans otel projesi, Budva’daki dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Türkiye’deki birikimi ve global ölçekte edindiği proje deneyimleriyle şekillenen Mia Investment, gayrimenkul proje geliştirme, inşaat ve mimari tasarım alanlarında faaliyet gösteren Fontana Investment, İki Design Group ve Sera Group ortaklığıyla bu projeyi Budva’da hayata geçirdi.

Fontana Investment, gayrimenkul projeleri ve arazi geliştirme faaliyetleri başta olmak üzere tarım, turizm, eğitim ve yenilenebilir enerji alanlarında yatırım yapmak üzere kuruldu. 40 yılı aşan deneyimiyle Avrupa’da gelişen lokasyonlara odaklanan şirket, katma değeri yüksek ve uzun vadeli projeler üretme hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor.

İki Design Mimarlık kurucusu ve projenin yönetiminde yer alan Murat Kader ise, bugüne kadar 19 ülkede 78 milyon metrekareyi aşan projelere imza attı. Spine Tower, Emaar Square, Vadistanbul, Tema İstanbul, Borsa İstanbul, Piyalepaşa ve City’s Kozyatağı gibi karma kullanım projeleri de portföyünde yer alıyor.

Kurucu ortaklardan biri olan Sera Group, Ozan Şener liderliğinde faaliyetlerini sürdüren bir aile şirketi olarak; TAV Havalimanları Holding, TAV İnşaat, TÜVTÜRK ve Travelex gibi güçlü iştirakleri bünyesinde barındırıyor. İnşaat alanında Emaar Square AVM, Piri Reis Üniversitesi, Şişecam fabrikaları ile Antalya, Ankara, Kayseri, Erzincan ve Adıyaman havalimanları dahil olmak üzere 5 milyon metrekareyi aşan projeyi, 400’ün üzerinde çalışanıyla hayata geçirmiş durumda.

Karadağ’da hayata geçirilen ve Türk mimar ile mühendislerin imzasını taşıyan proje, bölgenin yatırım potansiyelini uluslararası standartlarda bir yaşam alanıyla buluşturmayı hedefliyor. Bu çerçevede, Mia Investment Yönetim Kurulu Üyeleri Murat Kader, Ozan Şener ve Habib Arıkan ile projeye, Karadağ’daki yatırım ortamına ve ortak vizyona dair kapsamlı bir röportaj gerçekleştirdik.

Mia Investment Yonetim Kurulu Başkanı Habib Arıkan:

Gentleman: Arıkan Yapı’nın 30 yılı aşan deneyimi ve sizin liderlik yaklaşımınız, Riviera Montenegro gibi uluslararası bir projede nasıl hayata geçti? Fontana Investment bu projeye en temel olarak ne kattı?

Habib Arıkan: Fontana Investment olarak projelerde insan odaklı yaşam tasarlamaya odaklanıyoruz. Barınma ihtiyacının insana neler sunması gerektiği hususunda projelerde ciddi farklılıklar görülmemekte. Çünkü, bir ev dizayn etmekle bir yaşam tasarlamak arasında büyük fark var. Projelerin hayata geçişi noktasında en hassas konu her disiplindeki planlama çalışmaları. Her detayını titizlikle planladığımız projelerimiz için lokasyon ve arsa arayışında oluyoruz. Ülke seçimi süreci bile nitelikli bir planlama gerektiriyor. Karadağ kararı öncesi Adriyatik ve Balkan coğrafyasındaki ülkeleri analiz ederek geliştirmek ve tüketici ile buluşturmak istediğimiz projeye en uygun lokasyon ve yatırım iklimini gözlemledik. Karadağ’ya yatırım için uzun araştırmalar sonucu seçtik, hem altyapı hem yatırım fırsatları açısından uygun bulduk. Bu noktada ciddi bir emek ve zaman harcamak zorundasınız. Sonuçta, müşterilerimize değer katan yaşam alanları ve kârlı yatırım fırsatları sunuyoruz.

G.: Yatırımcılar için kalite ve sürdürülebilirlik hep en kritik başlıklar. Swissôtel gibi global bir markayla yola çıkmak, bu güveni projede nasıl sağladı?

H.A.: Söylediğiniz gibi, yatırımcılar açısından bakıldığında projelerin kalite standardı ve bu standardın uzun vadede korunması çok önemli bir konu başlığı. Planlamamızın en başında otel ve residence hizmetlerinin uluslararası bir marka çatısı altında olacağı kararı yönetim kurulumuzca alınmıştı. Almanya, İngiltere, Avusturya, Rusya, Sırbistan, Türkiye, Polonya, Fransa, İsviçre, Azerbaycan, BAE, Çin başta olmak üzere birçok ülkeden talep görmekteyiz. Satın almış olduğunuz dairenin tüm bakım, yönetim ve kiralama hizmetleri Swissotel çatısı altında yapılmakta. Daire sahipleri ister kendisi kullanıyor, ister Swissôtel kiralama havuzuyla gelir elde ediyor. Swissotel yönetim sistemi yatırımcılarımız tarafından önemsenmekte ve satın alma kararlarına pozitif etki yapmakta.

G.: Karadağ’da gayrimenkul satın alma sürecini, Türk yatırımcılar açısından Avrupa’daki diğer ülkelerle kıyasladığınızda nasıl değerlendirirsiniz?
H.A.: Bir gayrimenkul yatırımını hangi ülkede yaptığınız önemli farklılıklar gösterir. Türk yatırımcısı oturacağı evi satın alırken dahi pirim potansiyeline dikkat eder. Gayrimenkule finansal bir enstrüman olarak bakar. Konuya çok kısa vadeli bakmak ve yüksek pirim beklemek doğru değil. Bazı yatırımcıların 6 aylık finansal enstrümanlarla kıyaslama yaptıklarına şahit oluyorum. En azından projenin bitiş sürecinin beklenmesi esas olmalı. Avrupa’da pirim potansiyeli sınırlı, daha çok güvenli liman yatırımı söz konusu. Bizim proje geliştirme konusunda Karadağ’ı seçmemizin en önemli noktalarından biri sahip olduğu pirim potansiyeli. Ulaşılabilir fiyatlara ek olarak pirim potansiyeli sunuyor olmamız yatırımcılarımız tarafında olumlu karşılık bulmakta. Avrupa’nın önemli ve büyük şehirlerinde farklı motivasyonlarla yatırım yapılmakta. Bu yatırımlarda paranızı gelişmiş güvenli bir limana park etmiş olursunuz. Oysa Karadağ size AB üyeliği ile güvenli limanın yanında müthiş bir pirim potansiyeli de vadetmekte. Karadağ’da inşaatı devam eden bir projede ev almak hem basit hem de oldukça güvenli. Karadağ’da gayrimenkul alımı basit ve güvenli; noter onaylı sözleşmeler kanunla korunuyor. Karadağ’da profesyonel danışmanlarla ve uluslararası markalı projelerde yatırım yapmak riskleri azaltıyor.

G.: Budva’nın tam merkezinde, denize sıfır bir projede inşaat süreci nasıl bir dikkat ve planlama gerektirdi?
H.A.: Budva şehir merkezinin önünde yer alan Slovenska plajının tam orta noktasında önünde kendi plajı olan tek projeyiz. Hem şehir merkezinde her yere yürüme mesafesinde olup hem de size özel plajınızın olması projemizi eşsiz kılmakta. Konumumuz itibarıyla inşaat faaliyetlerimizi yüksek hassasiyetle yürütmekteyiz. Projemizde otopark ve rezerv alanlar için 2 bodrum kat bulunmakta. Çevre ve inşaat sahası güvenliği açısından hafriyat kazısı öncesi diyafram duvar (toprak kazısı yapmadan önce proje sınırlarına çelik donatılı perde duvarlar inşa etme modeli) imalatı gerçekleştirildi. Ayrıca hafriyat çalışması sonrasında temel altlarında toplam 315 adet derin kuyu kazık imalatı yapıldı. Böylece hem çevreye duyarlı bir inşaat sahası oluşturuldu hem de iş güvenliği en üst düzeyde ele alındı.

G.: Deniz kenarında imalat yapıldığında, deniz suyu ile muhatap olunuyor mu?
H.A.: Bu öngörü her projede gerçek olmaz. Burada belirleyici unsur toprağın niteliği. Toprak yapısı sayesinde deniz suyu ile karşılaşmadık. Bu nedenle tuzlu deniz suyu ile karşılaşmadık. Gerekli yalıtım ve drenaj sistemlerini kurduk. Çevreye duyarlı ve güvenli bir inşaat yürüttük.

G.: Riviera Montenegro’nun ölçeğini biraz rakamlarla anlatır mısınız?
 H.A.: Projemiz 144 odalı otel, 212 adet residence daire, casino, mağazalar, otopark ve rezerv alanlar ile plaj bölümlerinden oluşmakta. Dairelerimiz 1+1 planından 5+1 planına kadar farklı tiplerde yer almakta. Daireler Swissôtel standardında mobilyalı teslim edilecek ve otel kiralama havuzuna dahil olacak. Projemizde özel lounge alanı, sonsuzluk havuzu, spor alanları, seyir ve dinlenme terasları, plaj bölümünde uluslararası nitelikte 2 farklı mutfağı barındıran restoranlar, sağlık merkezi, spa, toplantı salonları, çocuk oyun alanları ve özel etkinlik alanı bulunmakta. Projemiz 8500-m2 arazi üzerinde yükselmekte olup, toplam inşaat alanımız 55.365-m2’dir. 144 odalı Swissotel bölümü 10.996-m2, 212 daireli residence alanları 19.743-m2, ortak alanlar 8544-m2, mağazalar 1582-m2, casino 2562-m2, havuz alanı 1071-m2 ve otoparklar 8593-m2 den oluşmakta.

G.: Riviera Montenegro’nun yatırım ölçeği ve geri dönüş süresini rakamlarla nasıl özetlersiniz?
H.A.:
Riviera Montenegro projemiz tamamlandığında 480 milyon Euro bir değeri ifade ediyor olacak. Geri dönüş süresini yatırımcılarımız için sorduysanız 9-10 yıl olarak öngörüyoruz. Bu süre Eurostat (AB istatistik örgütü) verisi olup Karadağ ortalaması. Projemizde geri dönüş süresini olumlu yönde etkileyecek en önemli fonksiyon Casino yatırımı. Geri dönüş sürecini önemli ölçüde düşürme potansiyeli bulunmakta. Casino ile 12 ay boyunca hizmet satışı söz konusu olacak ve doluluk oranlarını pozitif yönde etkileyecek.

G.: Sizin için bir projeyi gerçekten ‘başarılı’ yapan şey nedir?
H.A.:
Başarılı bir projeyi birkaç noktayı gözlemleyerek idrak edebiliriz. Bunların en başında projeyi piyasaya sunduğunuzda yeterli talebi görüp satışı hızla belli bir seviyeye taşıyıp taşımadığına bakmanız gerekir. Bizim nazarımızda talep görmeyen projenin başarısından söz etmek mümkün değil. Piyasaya sunduğunuz proje talep görmüyorsa planlamanızda ciddi bir hata var demek. İkinci önemli husus da yaşayan bir proje olup olmadığı. Teslim sonrası aktif bir yaşam alanı olması önemli. Eski müşterilerimizin yıllar sonra bile mutlulukla yaşamaya devam etmesi, gerçek başarı göstergemiz.

Mia Investment Yonetim Kurulu Başkanı Murat Kader:

G.: Her projenin bir misyonu olduğuna inanıyorsunuz. MIA Investment’ı kurarken esas motivasyonunuz neydi?
Murat Kader:
Bizim için MIA Investment bir şirketten önce bir bakış açısı. Farklı ülkelerde edindiğimiz deneyim bize şunu öğretti: Başarılı olan projeler sadece doğru fizibiliteyle değil, doğru niyetle hayata geçen projeler. MIA Investment’ı kurarken temel misyonumuz; yatırımları disiplinler arası geliştirip sadece maddi kazançla sınırlı bırakmamaktı. Biz her projeye şu soruyla başlıyoruz: Bu proje bulunduğu yere ne katıyor, doğru zamanda mı, doğru ölçekte mi ve sürdürülebilir mi? Eğer bu sorulara net cevap veremiyorsak, o proje bizim için doğru proje değil. MIA Investment’ın misyonu; kısa vadeli spekülatif kazançlar yerine, uzun vadeli, işletilebilir ve uluslararası standartlarda değer üreten projeler geliştirmek. Özetle MIA Investment; para koyup bekleyen bir yatırımcı değil, fikri olan, sorumluluk alan ve değer üreten bir ortak olma anlayışıyla kuruldu.

G.: Büyük karma projelerde insan deneyimini gözetmek önemli. Riviera Montenegro’da bunu sağlamak için mimari dili nasıl kurguladınız?
M.K.:
Büyük projelerde asıl mesele, ölçeği insan deneyimine uygun parçalamak. Eğer bu deneyim göz ardı edilirse, mimari ne kadar iddialı olursa olsun yabancılaşma kaçınılmaz olur. Konut, otel ve ticari alanların her biri farklı bir ritme, farklı bir gündelik hayata sahip. Bu nedenle tek bir mimari jestle hepsini çözmeye çalışmak yerine, her fonksiyonun kendi karakterini kabul eder; sonra bu karakterleri ortak bir dil altında buluştururuz. Riviera Montenegro projesinde de ana tasarım kararımız tam olarak buydu. Tek ve baskın bir kütle yerine, parçalı ama bütüncül bir kurgu oluşturmak. Konut, otel ve ticari alanları kendi karakterlerine uygun tasarladık, hepsini uyumlu bir bütün altında birleştirdik. Yani projede bir bütünlük var ama bu bütünlük tekdüzelikten değil, uyumdan besleniyor. Sonuçta hedefimiz şuydu: Riviera Montenegro uzaktan bakıldığında güçlü bir siluet sunarken, içine girildiğinde insan ölçeğinde, anlaşılır ve yaşanabilir hissettirmeliydi.

G.: Peki sizce, günümüzde bir proje, bulunduğu şehre anlamlı bir etki yaratmak istiyorsa hangi vizyon ve sorumluluklarla hareket etmeli?
M.K.:
Şehre anlamlı etki yapan projeler, doğru zamanda, doğru yerde ve doğru niyetle hayata geçer. Böyle bir proje, şehir ölçeğinde etkili olabilmek için sınırlarını aşan bir sorumluluk üstlenmeli. Öncelikle böyle bir proje, kendisini kentin merkezine koymak yerine, kentin bir parçası olarak konumlandırmalı. Yani “şehre ne ekliyorum?” sorusundan önce, “Bu şehir benden ne bekliyor?” sorusuna samimiyetle cevap aramalı. Proje, sadece metrekare üretmek değil, şehirle uyumlu, sosyal ve ekonomik etki yaratan bir yapı olmalı. Bu da yatırımcıya, mimara ve işletmeciye aynı anda sorumluluk yükler. Günümüzde şehirleri yeniden tanımlayan projeler; tek bir ikon üretmekten çok, süreklilik kurabilen projeler. Gündüz ve gece yaşayan, farklı kullanıcıları bir araya getiren, yerel dokuya saygı gösterirken uluslararası standartları da taşıyabilen yapılar kalıcı etki bırakır. Bir diğer kritik sorumluluk ise zamanla ilgili. Proje uzun vadeli değer üretebilmeli. Bu nedenle vizyon, kısa vadeli getiri yerine, uzun vadeli şehir hafızasını düşünmek zorunda. Proje, şehrin geleceğiyle birlikte düşünen bir aktör olarak tasarlanmalı.

G.: Böylesine büyük bir projeyi Karadağ’da hayata geçirirken neye odaklandınız ve bu pazarı Balkanlar’daki diğer alternatiflerden ayıran temel özellikler neler?
M.K.:
Yükselen pazarlarda en büyük hata, yalnızca bugünkü talebe bakarak karar vermek. Odak noktamız uzun vadeli değer üretmekti. Bu nedenle önceliklendirdiğimiz ilk kriter; istikrar ve öngörülebilirlikti. Karadağ, küçük ama kontrollü büyüyen ekonomisi, AB üyelik süreci, euro kullanımı ve yabancı yatırımcıya açık hukuki yapısıyla Balkanlar’da nadir bulunan bir denge sunuyor. İkinci önemli kriter, turizmle sınırlı olmayan bir büyüme potansiyeliydi. Turizm dışında uzun dönemli yaşam ve yatırım fırsatları var. Üçüncü olarak, arz–talep dengesi bizim için belirleyici oldu. Balkanlar’daki birçok pazarda ya aşırı arz ya da plansız gelişim söz konusu. Karadağ’da ise özellikle sahil bandında, nitelikli ve markalı projelerin sayısı sınırlı. Bu durum, doğru lokasyonda ve doğru ölçekte geliştirilen projelere uzun vadeli değer artışı potansiyeli sağlıyor. Karadağ, erken ama güven veren ve uzun vadeli dönüşüm fırsatı sunan bir pazar. Yani risk–getiri dengesinin hâlâ yatırımcı lehine olduğu, ancak kurumsal yatırım standartlarının da hızla yükseldiği bir aşamada bulunuyor.

G.: Proje 55.000 m² kapalı alana sahip. Bu ölçek Budva ve çevresindeki benzer projelerle karşılaştırıldığında ne ifade ediyor?
M.K.:
Bu ölçek, yalnızca fiziksel bir büyüklüğü değil, aynı zamanda program çeşitliliği ve proje niteliğini ifade ediyor. Çoğu proje daha küçük ve tek fonksiyonlu. Riviera Montenegro ise bu anlamda, kontrollü ama iddialı bir karma kullanım ölçeğini temsil ediyor. Bu büyüklüğü anlamlı kılan bir diğer önemli unsur ise, projenin Budva’da tek uluslararası otel markası ile markalanmış olması. Swissôtel, projeye uluslararası standartlar ve kalite katıyor. Mesele metrekare değil, proje ile şehrin ve kullanıcıların ilişkisi.

G.: Türk firmalarının gayrimenkuldeki yüksek standartlarını Avrupa’ya taşımak istediğinizi söylüyorsunuz. Riviera Montenegro bunu nasıl yansıtıyor?
M.K.: Türk firmalarının gayrimenkul geliştirme konusundaki en büyük gücü, projeyi yalnızca tasarlamak ya da inşa etmekle sınırlı görmemesi. Biz bu yüksek standartları birkaç temel kriter üzerinden tanımlıyoruz. Birincisi, uçtan uca proje yaklaşımı. Türkiye’de geliştirilen büyük ölçekli projelerde; mimari, mühendislik, inşaat, pazarlama ve işletme süreçleri aynı masa etrafında, entegre biçimde ele alınır. Bu, Avrupa’da her zaman rastlanan bir refleks değil. Riviera Montenegro’da da projeyi ilk eskizden işletme senaryosuna kadar tek bir bütün olarak kurguladık. İkinci olarak, kullanıcı deneyimi ve detay hassasiyeti ön planda. Türk geliştiriciler, konut veya otel fark etmeksizin, günlük hayata dokunan detaylara önem veriyor. Riviera Montenegro’da bu yaklaşımı hem konutlarda hem kamusal alanlarda görmek mümkün. Üçüncüsü, karma kullanım tecrübesi. Türkiye, konut–otel–ticaret–kamusal alanı birlikte çözme konusunda çok güçlü bir pazar deneyimine sahip. Bu tecrübe, Riviera Montenegro gibi projelerde farklı fonksiyonların birbirini beslemesini sağlıyor. Son olarak, marka ve kalite bilinci. Swissôtel gibi uluslararası bir marka ile çalışmak, sadece prestij değil; tasarım ve işletmede yüksek kaliteyi garanti ediyor. Riviera Montenegro, bu açıdan bizim için örnek bir proje.


G.: Peki sizce, farklı coğrafyalarda proje yaparken en çok hangi unsura dikkat etmek gerekiyor?
M.K.:
Farklı coğrafyalarda proje üretmenin en kritik unsuru, önce dinlemeyi bilmek. İklimi, kültürü, gündelik yaşamı ve insanların mekânla kurduğu ilişkiyi anlamadan yapılan her tasarım, ne kadar iyi görünürse görünsün yabancı kalmaya mahkûm. Evrensel tasarım ilkeleri olsa da, yorum coğrafyaya göre değişir. Aynı plan şemasının ya da aynı cephe dilinin farklı ülkelerde aynı duyguyu üretmesini beklemek gerçekçi değil. Yerel beklentiler, kullanım alışkanlıkları ve yaşam ritmi projenin ölçeğini, fonksiyon dağılımını ve hatta satış stratejisini belirliyor. Yatırımcıya özgün çözümler geliştirmek zorunlu. Gerçek uluslararası başarı, farklılıkları silerek değil, onları doğru okuyarak elde ediliyor.

G.: Doğa ve teknoloji dengesini projede nasıl kurdunuz?

M.K.: Bugünün mimarisinde asıl mesele, teknolojiyi doğayla daha nitelikli bir ilişki kurmanın aracı haline getirmek. Riviera Montenegro’da doğa ile teknolojiyi dengeli kullanmayı hedefledik. İnsanların doğayla temas edebileceği, sakin ve konforlu mekânlar yaratırken, teknolojiyi görünmeden ama işlevsel bir şekilde kullandık. Yapıların yerleşimi, teraslar, geçirgen cepheler ve gölgeleme elemanları, kullanıcıların gün boyunca doğayla sürekli temasını sağlıyor. Arka planda enerji verimliliği, akıllı bina sistemleri ve iklimlendirme ile teknoloji desteği sağlanıyor. Amacımız, doğaya yakın, teknolojiyle akıllı ama insana yabancılaşmayan mekânlar yaratmaktı.

Mia Investment Yonetim Kurulu Başkanı Ozan Şener:

Gentleman: Sera Group’ta hem saha operasyonlarını hem stratejiyi yöneten bir lider olarak, sizi Riviera Montenegro projesine getiren motivasyon neydi ve bu proje profesyonel yolculuğunuzda nasıl bir eşik noktası oldu?
Ozan Şener: Sera Group olarak, büyük projelerde strateji ile sahayı eş zamanlı yönetebilme yeteneğimiz, en güçlü tarafımız. Riviera Montenegro gibi çok paydaşlı ve uluslararası bir projede, görev dağılımını ekip üyelerimizin bilgi, deneyim ve ilgilerine göre net bir şekilde belirliyoruz. Böylece proje hem sahada hem stratejide uyum içinde ilerliyor. Projeye karar vermemiz, Adriyatik kıyılarında yaptığımız keşif gezisi sırasında bölgenin doğal güzellikleri ve potansiyeli bizi etkilediğinde ortaya çıktı. Karadağ’ın Avrupa’ya olan yakınlığı, hâlâ bakir kalmış doğal yapısı ve Avrupa’nın dört bir yanından gelen çok uluslu turistlerin ilgisi, projeyi hayata geçirmek için doğru lokasyon olduğunu gösterdi. Ülkenin yüzyıllar boyunca Osmanlı himayesinde bulunması ise bizde ayrı bir bağ ve aidiyet duygusu yarattı; burayı adeta kendi evimiz gibi hissettik. Ben uluslararası müteahhit olarak dünyanın birçok yerinde lokal ortaklarla çalıştım; bu deneyim, Mia’daki ortaklarımızla karar alma süreçlerimizi hızlı, akıcı ve güvene dayalı hâle getiriyor. Bizim önceliğimiz her zaman kısa vadeli kârlılık değil, doğru, sürdürülebilir ve değer üreten yatırım projelerini hayata geçirmek. Bir lider olarak vizyonum, yalnızca bir yapı inşa etmek değil; insan yaşamını merkeze alan, uzun vadeli değer üreten ve bulunduğu bölgeye anlam katan projeler ortaya koymak. Riviera Montenegro, hem ekip olarak stratejik ve operasyonel kapasitemizi sınadığımız hem de profesyonel yolculuğumuzda bir eşik noktası oluşturduğumuz bir proje oldu.

G.: Riviera Montenegro’yu hem yatırım hem yaşam ürünü olarak tasarlarken, proje yapısını ve ana bileşenlerini nasıl kurguladınız?
O.Ş.:
Projeyi, esnek ve ölçeklenebilir bir otel & residence konsepti olarak tasarladık; böylece kaliteyi en üst seviyede tutarken işletme giderlerini de optimize etmiş olduk.  Swissotel bölümü 144 standart odadan oluşuyor. Residence dairelerimiz ise, otelin junior süit boyutunda ve tam mobilyalı olarak teslim ediliyor; böylece hem otel odalarıyla uyumlu bir tasarım sunuyor hem de residence sahiplerine eksiksiz bir yaşam deneyimi sağlıyor. Bu yapı sayesinde, ihtiyaç olduğunda residence dairelerini otel havuzuna dahil ederek oda sayısını 200’ün üzerine çıkarabiliyoruz.  Tüm ortak alanlar, otel misafirleri ve residence sahipleri için tamamen entegre bir deneyim sunacak şekilde tasarlandı. Ayrıcalık yerine, bütünleşik ve esnek bir kullanım deneyimi yaratmayı hedefledik.

G.: Sizin için yüksek kalite ve iyi uygulamanın temel göstergeleri nelerdir?
O.Ş.:
Artık kalite sadece malzeme seçimi veya yatırımcı profili ile ölçülmüyor. Esas değer, sunduğunuz deneyimde gizli. Riviera Montenegro’da lüks, kapıdan çıktığınızda yerel balıkçıdan taze balık alabilmekten, gündüz beach club’ta zaman geçirip akşam Budva şehir merkezi’ne yürüyerek ulaşabilmeye kadar geniş bir yaşam deneyimini kapsıyor. Dilerseniz projemizin hızlı teknesiyle Adriyatik koylarına kısa sürede ulaşabiliyorsunuz. Biz mühendis ve mimar olarak malzeme ve tasarımda en üst standartları sağlıyoruz. Ancak gerçek lüks, yatırımcının günlük hayatına kattığımız bu eşsiz deneyimle ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım sayesinde Riviera Montenegro, sadece bir yatırım veya konut projesi olmanın ötesine geçiyor. Yaşamın her anında estetik, konfor ve işlevselliği bir arada sunuyor. Yatırımcılar ve kullanıcılar, buradaki deneyim sayesinde hem fiziksel hem de sosyal bir değer kazanıyor. Bizim için başarılı bir proje, rakamlarla değil, insanların burada geçirdiği zamanın kalitesi ve yaşam deneyiminin zenginliği ile ölçülür.

G.: Riviera Montenegro, Türk geliştiricilere yönelik uluslararası algıyı sizce nasıl etkiledi?
O.Ş.: Türk müteahhitleri ve mühendisleri, hız, kalite ve uygulama disiplini konusunda bölgenin en tecrübeli aktörleri arasında yer alıyor. Riviera Montenegro da bu yaklaşımın somut bir örneği oldu. Proje, ülkedeki en hızlı ilerleyen yatırımlardan biri haline geldi ve bu performans, hem yerel otoriteler hem de uluslararası paydaşlar nezdinde Türk geliştiricilere yönelik güveni ve takdiri belirgin biçimde artırdı. Elbette bazı yapısal zorluklar da var. Projenin plaj üzerinde yer alması nedeniyle yaz aylarında yaklaşık beş aylık bir inşaat yasağı uygulanıyor. Bu da fiilen sadece sekiz aylık bir çalışma süresi anlamına geliyor. Buna rağmen süreci çok iyi planlayarak 2027 sonuna doğru teslim hedefimize ulaşmak için yoğun bir şekilde çalışıyoruz.


G.: 
Karadağ’ın AB ile uyumlu vize politikası adımlarını, yatırım ortamı açısından nasıl okuyorsunuz?

O.Ş.:  Vize düzenlemeleriyle hedeflenen, Karadağ’a gelen turistleri, yatırımcıları ya da iş insanlarını sınırlamak değil; ülkeye tek seferlik giriş yapıp yasal süresi dolmasına rağmen çıkış yapmayan grupların yarattığı kontrolsüz durumu yönetmekti. Bu durum bir süre olumsuz bir algı oluşturdu ancak bugün itibarıyla sürecin büyük ölçüde dengelendiğini söyleyebiliriz.


G.:  Son olarak,
elinizde sınırsız teknoloji, bütçe ve coğrafi özgürlük olsaydı, insanlık için kalıcı bir referans olacak nasıl bir yapı hayal ederdiniz?

O.Ş.:  Yaşadığımız coğrafya ne yazık ki uzun yıllardır savaşlar ve ağır yıkımlarla sınanıyor. Eğer gerçekten sınırsız bir bütçe ve teknoloji imkânım olsaydı, önceliğimi tekil bir yapıdan ziyade yaşamı yeniden kuracak bir sisteme verirdim. Sağlık, eğitim ve ulaşım altyapısının yeniden ayağa kaldırıldığı, insanların tekrar güvenle yaşayabildiği bölgeler inşa etmek ilk hedefim olurdu. Bunun doğal devamı olarak da, kendi kendine yetebilen, huzur ve güven duygusunu merkeze alan yerleşimler tasarlardım. Özellikle çocukların umutla büyüyebileceği, geleceğe aidiyet duygusu kurabilecekleri yapılar üretmek isterdim. Bana göre gerçek anlamda referans olacak mimarlık, sadece bina yapmak değil; yaşamı onarmak.

Dergimiz her ayın ilk haftası Türk Telekom Dergilik, D&R, Remzi Kitabevi ve tüm seçkin marketlerde…