Ana Sayfa Moda Çantadaki değerler…

Çantadaki değerler…

Üst düzey bir simya ve işlevsellikten doğan, çağdaş kadının stil örneği Fontana Milano 1915 markası, Michele ve Paolo Massa kardeşlerin eseri 

Sanat ve modayı buluşturduğu her projesinde, büyük bir sürprizle modaseverlerin karşısına çıkan Louis Vuitton, bugüne kadar yapılmış en büyük sanat-moda buluşmalarından birine daha imza atıyor; “Louis Vuitton & Jeff Koons”… Koons’un tasarladığı ve şimdiden rezervasyon listeleri oluşan LV x Koons çanta ve aksesuarlar Türkiye’de de İstinyePark Louis Vuitton’da sanat ve moda severlerle buluştu.

Bu devirde lüks dünyasında ne kadar farklı, ne kadar özgün olabilirsiniz? Milenyum gençliğinin ve Z kuşağının ilgisini çekecek, onları yakalayacak bir ürün yaratma peşinde olan bu sistemde, diğer müşterilere hitap etmek için uğraşmaya değer mi? Sezonları belirleyen büyük markalar ve gelip geçici bir estetik anlayışı (çeşitler, zevkler, eğilimler…) karşısında kendin olarak kalmanın önemi var mı? Kardeş, ortak ama her şeyden önce birlikte çalışmayı seven iki arkadaş olan Michele ve Paolo Massa için iş, tutku ve eğlenceyi bir arada yaşamak çok önemli. “Bugün yılda sekiz koleksiyon çıkaranlar var. Biz ise yıllar boyu saklanabilecek ürünler yapıyoruz. Tam tersini yani”, diyorlar. Onlar, tam da bu zıtlık üzerine sağlam bir tarih inşa ederek Fontana Milano 1915’i kurmuşlar. İstediklerini alabilecek durumda olsalar da farklı ve özel bir şey arayan, seçen, mutlu azınlık için uzaktan bile tanıyabileceğiniz, yüksek zanaat eseri, kadın çantaları üretiyorlar. Via Trebbia’daki mağaza olmayan mağazalarında, aksesuar olmayan aksesuarları hakkında, lüks kelimesini teleffuz etmeden konuşmak ilginç oldu. Farklı diyelim, daha doğrusu.

Milano, i fratelli Michele e Paolo Fontana di Fontana Pelletteria 2018-09-27 © Massimo Sestini

Gentleman. Şimdi bir toparlarsak… Bunlar aksesuar değilse nedir?

Michele Massa. En basit şekli ile obje. Biz kimsenin aksesuarı değiliz, güzel bir çanta bir kadının zarafetinin başrol oyucusudur, onun stilini anlatır. Eğer sen Milanolu bir hanım veya San Franciscolu bir müşteri olarak üzerinde bir kot, bir tişört varken, bir Chelsea seçersen son derece elegansın demektir. Bizim için markalı da olsa basma kalıp çantaların devri kapandı. Biz kendi kreasyonlarımızda değerli objelerle, ortalıkta gördüğünüz ıvır zıvırın arasına belli bir mesafe koymaya çabalıyoruz. 

G. Oldukça seçici bir yaklaşım…  Gerçekten de aksesuar kelimesi, lüks dünyasının en güçlü sektörlerinden ayakkabı ve çanta için çok hafif kalıyor. Şu anda neden burada, Milano, Porta Romana’nın arkasındaki Via Trebbia’dayız?

M.M. Biz her zaman Made in Milano damgası taşıdık. Fontana Milano 1915 markalı tüm çantalar buradaki fabrikadan çıkıyor. Bu şehir çok da zanaatkârları ile tanınmıyor, halbuki şimdinin yükselen değeri bu. Milanolu kadınların işlevsellik ve klas karışımı stilleri eşsizdir. Bizim DNA’mız işte bu simyadan doğdu. 2009 yılında Fontana Milano 1915 projesi için bir mağaza açılması planlandığında, moda merkezindeki caddelere baktık ama Spiga’daki veya Montenapoleone’deki dükkânlarda farklı bir şey yaratamayacağımızı düşündük. Sonunda fabrikanın depolarından birinde çok farklı bir deneyim olan atölye fikri doğdu. Buraya dünyanın her yerinden gelen var… 

G. Böylesine aykırı bir seçim yapmak için ürüne büyük bir güven ve aşk duyuyor olmalısınız. Siz ne düşünüyorsunuz? 

Paolo Massa. Saklandık ki bizi bulsunlar! Bizim buradaki mağazamızda ismen tanıdığımız, 600 sabit müşterimiz var. Kimilerinin gardrobunda 35 parçamız yer alıyor. Sonra multi-marka mağazalar zinciri ve yurt dışındaki ‘department store’lar var. ABD’de Barney’s ile çok güzel bir ilişki yakaladık. Mesela bir hanımefendi orada ürünümüzü görüyor, daha sonra Milano’ya geldiğinde atölyemize uğrayıp, nasıl yapıldığını inceleyebiliyor, eliyle ürüne dokunabiliyor. Bizim müşterilerimiz sıradan şeyleri sevmiyorlar, eşsiz parçalar arıyorlar. Bu yüzden atölyemizde onlara yeri doldurulamayacak bir tecrübe sunuyoruz. 

G. Online satış yapıyor musunuz? 

M.M. Satış, hayır. Kendimizi anlatmak ve ürünlerimizi göstermek, evet. Ancak ürünü seçme aşamasında, en azından ilk seferinde mutlaka dokunmak, görmek, hissetmek, ilettiği duyguları özümsemek gerekiyor. Bugün her şey bir marka, her yer logolarla dolu. Biz marka basmıyoruz çünkü bizim için önce ürünün içeriğinin doğru anlaşılıp anlaşılmadığı. Bu noktada, bizi bazen İtalya’dan bile iyi okuyanlar ABD, Kore veya 1961 yılından bu yana var olduğumuz Japonya oluyor. 

G. Seçmiş olduğunuz pazarlar sizin için yeterli mi?

M.M. Evet, elbette. Biz sakin bir şekilde, istikrarla büyümeyi tercih eden bir grubuz. Bizden yılda 850.000 parça çıkıyor ve bunların yalnızca %15’i Fontana Milano 1915. Kalan %85 ise on yıllardır bizim ham madde ve el işçiliğimizin kalitesinden emin olan, büyük markalar için ürettiğimiz parçalar. Ayrıca kendimiz için araştırma-geliştirme çalışmaları yapıyoruz, tabii bunlardan diğerleri de faydalanıyor. 

G. Az önce Kore ve Japonya’dan söz ettiniz. Sıra dışı Çin pazarı sizin için ne ifade ediyor? 

M.M. Çekiciliğine karşı koymak çok zor… Ancak şu an için Çin’e herhangi bir teklifte bulunmadık. 

P.M. Kendimize her gün kim olduğumuzu ve kim için ürettiğimizi hatılatıyoruz. Bizim konseptimiz biraz özel. Örneğin yeni Chelsea’yi tanıttığımız 2018 kampanyamızda kullandığımız “Bag is Over”, Yoko Ono ve John Lennon’ın savaş için söyledikleri ünlü sözün yeniden yorumlanmış hali, çünkü bu cümle özgürlüğü çağrıştırıyor. Çanta bitti mi? Evet, çünkü daha yeni doğdu. 

G. Peki lüks dünyasının yakından takip ettiği, şu meşhur Milenyum gençliğini fethetmek için düşünceleriniz nedir? 

M.M. Açıkçası bizim kimseyi fethetmek gibi bir düşüncemiz yok. Herkesi kabul ederiz tabii ki ama daha çok seçilmek ve sevilmek isteriz, zira biz yaptığımız işi çok seviyoruz. Belirli bir hedef kitleyi etkilemek için ürün icat etmiyoruz. Bir pazar araştırması yaptım ve lüks ürün piyasasının %25’inin Milenyum gençliği ile bir ilgisi olmadığını gördüm. Onlar daha çok özel, eşsiz, otantik ürünler arıyorlar, aldatıcı gizemler istemiyorlar. Biz de onlara hitap ediyoruz ve henüz hepsine ulaşabilmiş değiliz! 

G. Klasik tarafta kalıyorsunuz kısacası. 

P.M. Hayır, kesinlikle değil. Şimdiki zamanda yaşıyoruz, sürekli araştırma yapıyoruz, geziyoruz. Şirketin ruhu, başlangıç noktası tasarım odası sadece; pazarlama bölümü değil. Malzeme, işçilik, detaylar, geçmiş, gelecek ve şimdiyi konuşup şirketin DNA’sını sürekli yeniden yorumluyoruz. Son olarak da kardeşimle birlikte oturup, seçenekleri değerlendiriyor ve üretime neyin gideceğine karar veriyoruz. Kendimizi, damarlarımızda dolaşan kanı her seferinde yeniden keşfediyoruz. Her nesil kendinden bir şeyler katıyor, gelişim asla durmuyor. 

M.M. Marketing kimi zaman piyasa adına lüksten kişiselliği çalıyor. Bizim emin olduğumuz şey, DNA’mızı ve kalitemizi korumamız. Seçilen ve sevilen olmaya devam etmemiz.