İstanbul’un çok katmanlı ruhundan beslenen Cult of Twins, feminen dokunuşları maskülen silüetlerle buluşturarak zamansız bir stil anlayışı sunuyor. Markanın kurucuları Neslişah Hatinoğlu ve Başak Tüfekçi, modaya kendi estetik kodlarıyla yeni bir yorum getiriyor.
Moda dünyasında hızla değişen trendlerin karşısında kendi stil dilini oluşturmak, bugün her zamankinden daha kıymetli. İstanbul’un çok katmanlı kültüründen ve farklı kadın karakterlerinden ilham alan Cult of Twins, feminen detayları maskülen silüetlerle buluşturan tasarım anlayışıyla dikkat çekiyor. Deri trençkotlardan güçlü kesimli ceketlere, romantik elbiselerden modern terzilik anlayışını yansıtan takımlara uzanan koleksiyonlarında, nostaljik dokunuşları çağdaş bir estetikle yorumluyor. Sınırlı üretim anlayışını ve uzun yıllar gardıroplarda yer bulabilecek özgün parçaları odağına alan marka, kadınların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir stil dünyası yaratmayı hedefliyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi ve New York Fashion Institute of Technology’de (FIT) aldıkları eğitimi sektör deneyimleriyle birleştiren Neslişah Hatinoğlu ve Başak Tüfekçi, üniversite yıllarında kurdukları ortak hayali bugün bir moda girişimine dönüştüren iki genç kadın. Tasarımın yaratıcı tarafını üretimin ve girişimciliğin gerçekleriyle buluşturan ikili, Cult of Twins ile yalnızca koleksiyonlar hazırlamayı değil, uluslararası moda sahnesinde kendine özgü bir kimlik oluşturmayı amaçlıyor. Cult of Twins’in kurucuları Neslişah Hatipoğlu ve Başak Tüfekçi ile İstanbul’un stil kodlarından zamansız tasarım anlayışına, kadın girişimciliğinden markanın gelecek hedeflerine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Boringman by Gentleman: Yeni koleksiyonun çıkış noktası İstanbul kadınları. İstanbul’da kadın olmak sizce nasıl bir stil meselesi? Bu şehrin hangi karakterleri, halleri ya da çelişkileri koleksiyona yansıdı?
Neslişah Hatinoğlu: İstanbul’da bizi en çok etkileyen şeylerden biri, birbirinden çok farklı kadınların ve tarzların bir arada olması. Aynı sokakta çok klasik giyinen bir kadınla oldukça özgün bir tarza sahip başka bir kadını görebiliyorsunuz. Bence bu çeşitlilik İstanbul’u özel kılan şeylerden biri. Yeni koleksiyonumuzda da aslında bu farklı karakterlerden yola çıktık. Biraz nostaljik, biraz romantik ama aynı zamanda güçlü ve modern bir koleksiyon hazırlamak istedik. İstanbul’un geçmişle bugünü bir arada yaşatan yapısının da koleksiyona yansıdığını düşünüyoruz.

B.: Cult of Twins’te romantik ve feminen parçalarla daha maskülen formları bir araya getiriyorsunuz. Sizce bir kadının stilini asıl güçlü kılan şey ne? Biraz zıtlık mı, yoksa kendine ait bir çizgi yaratabilmek mi?
N.H.: Bizce bir kadının stilini güçlü kılan şey, öncelikle kendine neyin yakıştığını ve neyi sevdiğini bilmesi. Zıtlıkları bir arada kullanmayı çok seviyoruz ama bunun herkes için geçerli bir kural olduğunu düşünmüyoruz. Çok feminen bir parçayı maskülen bir ceketle kombinlemek de güzel olabilir, baştan aşağı oldukça sade giyinmek de. Bizce asıl mesele, kişinin giydiği şeyin içinde kendisi gibi hissedebilmesi. Bir tarzı güçlü yapan şey de biraz bu özgüven.
B.: İki kadın olarak birlikte bir moda markası kurmak ve büyütmek nasıl bir deneyim? Tasarım kararlarında benzer zevklere mi sahipsiniz, yoksa en iyi fikirler fikir ayrılıklarından mı çıkıyor?
N.H.: Biz aslında üniversite yıllarından beri birlikte bir marka kurmanın hayalini kuruyorduk. İTÜ ve New York’taki FIT’te aldığımız eğitim boyunca da bunun üzerine çok konuştuk. Türkiye’ye döndükten sonra ikimiz de sektörde farklı deneyimler edindik ve sonunda kendi markamızı kurmaya karar verdik. Zevklerimiz birçok noktada benziyor ama tabii ki her zaman aynı fikirde olmuyoruz. Bazen birimizin çok sevdiği bir detayı diğeri gereksiz bulabiliyor. Aslında bu durumun tasarımlarımıza iyi geldiğini düşünüyoruz çünkü birbirimizin fikirlerini sorgulayıp daha iyi bir noktaya taşıyabiliyoruz. Bir de uzun yıllardır arkadaş olduğumuz için birlikte çalışmak bizim açımızdan oldukça doğal ilerliyor.

B.: Moda dünyasında her sezon yeni bir şey söyleme baskısı var. Siz ise sınırlı sayıda üretilen, yıllarca giyilebilecek parçalar tasarlamayı önemsiyorsunuz. Trendlerle ilişkiniz nasıl? Bir parçanın sezonluk değil, kalıcı olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?
Başak Tüfekçi : Tabii ki trendleri takip ediyoruz, hatta bazen biz de çok sevdiğimiz trendlerden etkileniyoruz. Ama sırf o dönem popüler olduğu için bir parçayı koleksiyonumuza eklemek istemiyoruz. Bir tasarımı hazırlarken birkaç yıl sonra da severek giyilir mi diye düşünüyoruz. Kumaşın kalitesi, kalıbı ve üzerindeki detaylar bu noktada bizim için önemli. Bir parçanın yıllarca kullanılabilecek olması için tamamen klasik ya da düz olması gerektiğini de düşünmüyoruz. Kendine has bir detayı olan tasarımlar da uzun yıllar gardıropta kalabilir.
B. Bir kıyafetin güzel görünmesiyle onu giyen kadının kendini iyi hissetmesi aynı şey değil. Tasarımlarınızı yaparken aklınızda belirli bir kadın profili var mı? Cult of Twins kadını sizce nasıl biri?
B.T.: Cult of Twins kadınını, neyi sevdiğini bilen, kendi tarzını oluşturmuş ve giydikleriyle kendini ifade etmekten çekinmeyen biri olarak görüyoruz. Ancak tasarım yaparken aklımızda tek bir kadın profili olmuyor. Farklı yaşlardan, farklı tarzlara sahip kadınların parçalarımızı kendilerine göre yorumlayabilmesini seviyoruz. Özellikle tasarımlarımızı müşterilerimizin üzerinde görmek bizi çok mutlu ediyor. Bazen bizim hiç düşünmediğimiz şekilde kombinliyorlar ve ortaya çok güzel sonuçlar çıkıyor. Bizce bir tasarımın farklı kadınların gardırobunda kendine yer bulabilmesi de oldukça değerli.
B.: Bir Türk moda markası olarak İstanbul’dan beslenmek sizin için ne ifade ediyor? Uluslararası moda dünyasının dilini takip ederken kendi coğrafyanızın estetiğini ve karakterini korumak nasıl bir denge gerektiriyor?
B.T.: Eğitimimizin bir bölümünü New York’ta tamamladığımız için farklı kültürleri ve moda anlayışlarını yakından görme fırsatımız oldu. Bunun tasarıma bakış açımızı oldukça geliştirdiğini düşünüyoruz. Bir yandan da İstanbul’da büyümüş ve yaşamış iki kadın olarak buradaki kültürden, insanlardan ve günlük hayattan etkilenmememiz mümkün değil. Açıkçası tasarım yaparken bunu yerel ya da uluslararası olarak çok ayırmıyoruz. Farklı yerlerden ilham alıyoruz ama sonuçta ortaya çıkan tasarımın bizim zevkimizi ve markamızın karakterini yansıtması bizim için daha önemli.

B.: Bir moda markasının yaratıcı tarafı kadar ticari tarafı da var. Kumaş seçiminden üretim adedine, fiyatlandırmadan satışa kadar pek çok karar vermek gerekiyor. Tasarım hayallerinizle işin gerçekleri arasında dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Girişimci olarak öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu?
B.T.: Markayı kurduktan sonra tasarım yapmanın aslında işin çok küçük bir kısmı olduğunu fark ettik. Özellikle yeni bir marka olduğumuz için üretimden çekimlere, satıştan müşteri ilişkilerine kadar hemen hemen her şeyle kendimiz ilgileniyoruz. Ailemizden gelen üretim geçmişi sayesinde atölye süreçlerine zaten aşinaydık ama kendi markamızı yönetmek bambaşka bir deneyim oldu. Bazen tasarladığımız bir parçanın üretiminde beklemediğimiz sorunlarla karşılaşabiliyoruz ya da planladığımız bir şey son anda değişebiliyor. Sanıyoruz ki bu süreçte en çok öğrendiğimiz şey, her şeyin istediğimiz gibi ilerlemeyebileceğini kabul etmek ve karşılaştığımız sorunlara çözüm bulabilmek oldu.
B.: Gardıroplarımız dolu ama çoğu zaman giyecek bir şey bulamıyoruz. Sizce bugün kadınların gerçekten ihtiyacı olan şey daha fazla kıyafet mi, yoksa kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri doğru parçalar mı? Cult of Twins’in bundan sonraki hikâyesinde nasıl bir dünya kurmak istiyorsunuz?
B.T.: Bizce mesele daha fazla kıyafet almak değil, gerçekten severek kullanacağımız parçaları seçebilmek. Özellikle modanın bu kadar hızlı değiştiği bir dönemde, bir ürünü yalnızca birkaç kez giymek için satın almak yerine uzun süre kullanabilmek çok daha anlamlı geliyor. Biz de koleksiyonlarımızı hazırlarken buna dikkat ediyoruz. Cult of Twins’in geleceğinde ise yalnızca koleksiyonlarını büyüten değil, zamanla kendine ait bir dünya oluşturmuş bir marka hayal ediyoruz. Tasarımlarımızın farklı ülkelerde, farklı kadınların gardıroplarında yer bulmasını istiyoruz. Henüz yolun çok başındayız ama ileride dönüp baktığımızda ilk günkü heyecanımızı kaybetmeden büyümüş olmak bizim için en büyük başarı olur.

