Saxdor ile Yeni Bir Seyir Kültürü

Türkiye’de yeni nesil yatçılığın yükselişinde dikkat çeken isimlerden biri olan Nautique Yachting Kurucusu ve Saxdor Yachts Türkiye Distribütörü Onur Erardağ, denizden aldığı disiplini iş dünyasına taşıyan yaklaşımıyla sektörde fark yaratıyor.

Deniz kimi için bir ticaret alanı, kimi için ise vazgeçilmez bir tutku. Nautique Yachting Kurucusu ve Saxdor Türkiye Distribütörü Onur Erardağ için ise bu iki dünya, çok erken yaşlarda başlayan bir bağın bugün hâlâ merkezinde olduğu bir yolculuk. Çocukluk yıllarında yelken ve denizcilikle kurduğu ilişki zamanla güçlü bir tutkuya, ardından da profesyonel bir yolculuğa dönüşürken; deniz, onun için yalnızca bir yaşam alanı değil, aynı zamanda disiplinin, rekabetin ve sürekli gelişimin merkezi haline geliyor. Son yıllarda Türkiye’de gerçekleştirdiği yüksek adetli teslimatlar ve hızla büyüyen müşteri ağıyla, Saxdor’un pazardaki konumlanmasına doğrudan yön veren isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Bugün Nautique Yachting yelken takımıyla uluslararası arenada yarışan Erardağ, farklı parkurlarda ve değişken koşullarda edindiği deneyimi iş dünyasına da taşıyor.  Performans, strateji ve ekip uyumu gibi kavramları hem denizde hem iş hayatında merkeze alan bu yaklaşım, onun sektöre bakışını da şekillendiriyor. Baharın yazı müjdelediği günlerde, Fenerbahçe Kalamış Marina’da Saxdor 400 GTC üzerinde bir araya geldiğimiz Erardağ ile; Saxdor ile kurduğu yolculuktan deniz tutkusuna, değişen kullanıcı alışkanlıklarından yeni nesil yatçılık anlayışına uzanan çok katmanlı ve ilham verici bir sohbet gerçekleştirdik. 

“Deniz, benim için rekabetin ve disiplinin merkezi.”

“Erken yaşlarda başlayan denizle ilişkim, zamanla tutkudan profesyonel bir yolculuğa dönüştü. Denizi yalnızca bir yaşam alanı değil; aynı zamanda rekabetin ve disiplinin merkezi olarak deneyimledim. 

Bu yaklaşım bugün de devam ediyor; Nautique Yachting yelken takımımızla Türkiye’yi uluslararası arenada temsil ediyoruz. Temmuz ayında Barcelona’da düzenlenecek J/70 Avrupa Şampiyonası’nın ardından, Eylül ayında J/70 Dünya Şampiyonası’nda ülkemizi temsil etmenin heyecanını yaşıyoruz.
Farklı parkurlarda ve değişken hava koşullarında yarışmak, bana hem teknik hem de zihinsel anlamda sürekli gelişim sağlıyor. Yarışlar sayesinde ekip uyumu, hızlı karar alma, stratejik düşünme ve stres altında doğru hamleyi yapabilme gibi becerilerimi canlı tutuyorum. Bu dinamik yapı, iş hayatımda benimsediğim yaklaşımın da önemli bir parçası. Benim için bu sektör sadece ticaret değil; aynı zamanda bir yaşam tarzı. Tasarım, performans, teknoloji ve güven unsurlarının bir araya geldiği, duygusal bağı da olan çok katmanlı bir dünya. Bu bakış açısıyla yaptığım işi, insanların denizle kurdukları bağı güçlendiren bir yolculuğun parçası olarak görüyorum.”

Deniz Tutkusundan Stratejik Vizyona

Yelken ve denizcilik kültürüyle iç içe büyüyen bir geçmişin, profesyonel kariyer tercihlerinde belirleyici olduğunu vurgulayan Erardağ, sektör yolculuğunu yalnızca ticari bir girişim olarak değil, aynı zamanda bilinçli bir yönelim olarak tanımlıyor. Türkiye’nin güçlü kıyı şeridine ve yüksek denizcilik potansiyeline rağmen uzun yıllar bu alanda istenen seviyede değerlendirilemediğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: Lüks yat ve tekne sektörünün yalnızca bir satış alanı değil; aynı zamanda deneyim, yaşam tarzı ve kişisel beklentilerin kesiştiği özel bir segment olduğunu fark ettim. Teknelerin tasarımı, performansı ve teknik özellikleri öne çıkarken, müşteri deneyimi, kişiselleştirilmiş danışmanlık ve uzun vadeli ilişki yönetimi gibi unsurlar yeterince önemsenmiyordu. Oysa Lüks yat segmentinde müşteriler bir ürün değil; yaşam tarzı, deneyim ve güven satın alır. Bu anlayış, Nautique Yachting’in temelini oluşturan butik ve danışmanlık odaklı yapının çıkış noktası oldu. Bu vizyon doğrultusunda Nautique Yachting’i 2010 yılında kurdum. Beni en çok motive eden şey ise tutkumu profesyonel bir vizyonla birleştirebilmek. Daha butik, seçici ve danışmanlık odaklı bir yapı kurarak, müşterilerimizin tekne alım sürecini sadece bir işlem değil, bir deneyim yolculuğu haline getirmeyi amaçladık. Bu yaklaşım, müşterilerle kurulan ilişkinin temelini güven, şeffaflık ve profesyonellik üzerine oturtmamıza olanak sağladı. Kurulduğu günden itibaren hedefimiz, müşterilerine doğru ürünü, doğru deneyimi ve sürdürülebilir bir ilişki modeli sunan, güven odaklı bir yapı inşa etmek oldu. Beni en çok motive eden şey ise tutkumu profesyonel bir vizyonla birleştirebilmek. Denize olan bağlılığımı, sektörel bilgiyle harmanlayarak hem Türkiye’de denizcilik kültürünün gelişimine katkı sağlamak hem de uluslararası standartlarda bir hizmet anlayışı sunmak benim için en önemli itici güç.”

Yatçılıkta Deneyim Odaklı Yaklaşım

“Ayrıca global standartları Türkiye pazarına adapte etmek vizyonumuzun önemli bir parçasıydı. Uluslararası denizcilik trendlerini ve modern yatçılık anlayışını, Türkiye’deki kullanıcı beklentileri ve deniz kültürü ile harmanlayarak, daha rafine ve güvenilir bir yatçılık deneyimi sunmayı hedefledik. Bu sayede, müşterilerimize, uzun vadeli bir hizmet ve değer zinciri sunabiliyoruz. Her tekne satışı, müşterilerimizle kurduğumuz güvene dayalı bir ilişkinin başlangıcı olarak görülüyor ve bu ilişkiyi destekleyecek danışmanlık, bakım ve deneyim hizmetleriyle pekiştiriyoruz.”

Türkiye Sularında Saxdor İmzası
İkinci el yat brokerlığının, pazarı en yakından okumayı gerektiren alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Erardağ, bu alandaki deneyimlerini sorduğumuzda ise sürecin kendisine önemli içgörüler kazandırdığını belirterek, “Bu pazarda müşteriler yalnızca estetik ya da marka satın almıyor; kullanım senaryosuna, bakım geçmişine, yeniden satış potansiyeline ve toplam sahiplik deneyimine bakıyor. Özellikle deneyimli müşteriler, teknenin kâğıt üzerindeki özelliklerinden çok, gerçek hayattaki verimliliğini ve kendilerine ne kadar uyduğunu sorguluyor. Bu da bize ürün seçimi konusunda çok kıymetli bir perspektif kazandırdı. Hangi segmentin yükseldiğini, müşterinin nerede hız istediğini, nerede konfor aradığını ve hangi tasarım yaklaşımına daha yakın durduğunu çok daha net okumaya başladık. Ve uzun yıllara yayılan pazar gözlemlerimizin ve sektörel birikimimizin doğal bir sonucu
Saxdor ile yollarınız kesişti.Türkiye’de özellikle day boat ve günlük kullanım segmentinde hem sportif hem de akıllı kullanım sunan, tasarım dili güçlü ama erişimi de rasyonel bir marka eksikliği hissediliyordu. Biz, Nautique Yachting olarak bu boşluğu doldurabilecek bir marka arayışındaydık ve Saxdor bu kriterlerin hepsini karşılayan nadir markalardan biri olarak öne çıktı. Saxdor, Avrupa’da kısa sürede büyük bir yükseliş göstererek, tasarım ve performans dengesini çok doğru kurabilen bir marka olduğunu kanıtladı. Bunun yanında modern kullanıcıların beklentilerini anlamış, fonksiyonel, yenilikçi ve ergonomik çözümler sunan bir yapı geliştirmişti. Bu yaklaşım, hem bireysel kullanıcıların hem de deniz üzerinde deneyim arayan profesyonellerin beklentilerine karşılık geliyordu. Portföyümüze dahil etme kararımız, Türkiye’de denizcilik deneyimini zenginleştirme vizyonumuzla da doğrudan bağlantılıydı. Saxdor’un sportif çizgisi, modern tasarımı ve güvenilir performansı, Nautique Yachting’in “doğru deneyimi sunma” hedefiyle birebir örtüştü” diyor. Kısa sürede Türkiye pazarında elde edilen yoğun ilgi ve olumlu geri dönüşlerin bu stratejik kararın doğruluğunu teyit ettiğini söyleyen Erardağ, bugün geldikleri noktada müşterilere yalnızca bir tekne değil, özgün, kaliteli ve dinamik bir deniz deneyimi sunduklarını ifade ediyor.

Tasarım ve Performansın Kusursuz Dengesi

İskandinav tasarım disiplini ile Akdeniz performans kültürünü bir araya getiren yaklaşımın Saxdor’un en ayırt edici yönlerinden biri olduğunu belirten Erardağ, markanın bu sentezi oldukça dengeli bir formülle hayata geçirdiğini ifade ediyor. Ona göre Saxdor; İtalyan tasarım cesareti, Amerikan fonksiyonelliği, Alman kalite anlayışı, Fransız fiyat rekabeti ve İskandinav tekne kültürünü aynı potada eriten çok katmanlı bir yapı sunuyor. Markanın teknik DNA’sını ise şu sözlerle ifadediyor, “Bence Saxdor’un en güçlü tarafı tam da burada başlıyor. Markanın yaklaşımı; İtalyan tasarım cesareti, Amerikan fonksiyonelliği, Alman kalite anlayışı, Fransız fiyat rekabeti ve İskandinav tekne kültürünü bir araya getiren çok dengeli bir formül. Teknik tarafta ise bunu en net gövde tasarımında ve alan kullanımında görüyoruz. Saxdor’un imza unsurlarından biri twin-stepped deep-V hull yapısı. Bu yapı tekneye hem performans, hem denge hem de yakıt verimliliği kazandırıyor. Yani marka yalnızca hızlı görünmüyor; gerçekten akıcı, kontrollü ve verimli bir sürüş deneyimi sunuyor” dedi ve alan kullanımının da Saxdor’un DNA’sının önemli bir parçası olduğuna dikkat çekerek sözlerine şu şekilde devam etti: “Açılabilir geniş teraslar, modüler oturma alanları, iç-dış mekân geçişlerinin akışkanlığı gibi çözümler, teknenin metrekaresini maksimum verimle kullanmasını sağlıyor. Bu da özellikle yeni nesil kullanıcı için çok kritik. Saxdor’un bu yaklaşımının uluslararası alanda da karşılık bulduğunu görüyoruz. Markanın kısa sürede Red Dot gibi tasarım odaklı ödüller ve European Powerboat of the Year gibi sektörün en prestijli değerlendirmelerinde ödüller alması, yalnızca estetik değil; mühendislik, performans ve kullanıcı deneyimi dengesinin doğru kurulduğunu gösteriyor. Bu yüzden Saxdor’u tek bir kategoriyle tanımlamak zor. Aslında bu marka, performans ile yaşam alanını, tasarım ile fonksiyonelliği aynı potada eriten yeni nesil bir tekne anlayışını temsil ediyor.”

Saxdor ile Performansta Akıllı Güç Dengesi

Saxdor’u segmentinde farklılaştıran unsurları sorduğumuzda, markanın bu alanda belirgin bir şekilde ayrıştığını vurgulayan Erardağ, markanın en önemli farkının gövde tasarımı ile motor konfigürasyonu arasındaki uyumu doğru kurgulamasından kaynaklandığını ifade ediyor. Mühendislik yaklaşımının hızlanma, denge, yakıt verimliliği ve sürüş güvenliğini birlikte optimize etmeye odaklandığını dile getiriyor. “Örneğin 340 GTWA çift Mercury 300hp V8 dıştan takma motorlarla 50 knot hıza çıkabiliyor. 400 GTO tarafında çift Mercury 425hp V10 kurulumlarıyla güçlü ama kontrollü bir performans sunuluyor. 460 GTC’de ise üçlü Mercury 425hp V10 paketiyle markanın daha büyük segmentte de performans odağını koruduğunu görüyoruz. Buradaki fark yalnızca yüksek hız değil; hızlanma, denge, yakıt verimliliği ve sürüşte güven hissinin birlikte gelmesi. Saxdor, tekneyi abartılı güçle öne çıkarmaya çalışan değil, gövde ile motoru uyum içinde bir araya getirerek gerçek performansı ortaya koyan bir marka” değerlendirmesinde bulunuyor.

Türkiye’nin Her Denizine Uyum Sağlayan Saxdor

Türkiye’de deniz kullanım alışkanlıklarının bölgeye göre değiştiğini belirten Erardağ, bunun tekne tercihlerini de doğrudan etkilediğini söylüyor. Ege’de daha çok koylar arası gezinti ve günübirlik kullanım öne çıkarken, Akdeniz’de tekneler yazlık yaşamın bir parçası olarak daha uzun süreli kullanılıyor. Marmara’da ise değişken hava koşulları nedeniyle daha korunaklı ve dört mevsime uygun modeller tercih ediliyor. Saxdor’un bu farklı ihtiyaçlara iyi yanıt verdiğini ifade eden Erardağ, performanslı gövde yapısının dalgalı denizlerde güvenli bir sürüş sunduğunu belirtiyor. Walkaround tasarım, korunaklı kabin (wheelhouse) seçenekleri ve açılabilir teraslar gibi özelliklerin de tekneyi farklı kullanım senaryolarına uygun hale getirdiğini söylüyor. Bu sayede Saxdor’un Türkiye’nin farklı deniz koşullarına kolayca uyum sağlayabildiğini vurguluyor.

Performansta Sürekliliğin Ödülü

Yeni nesil tekne sahipleri artık yalnızca prestij aramıyor; akıllı tasarım, kullanım kolaylığı, deneyim kalitesi ve zamansız estetik istiyor. Daha az gösteriş, daha fazla fonksiyon; daha az karmaşa, daha iyi kurgulanmış alanlar öne çıkıyor. İnsanlar tekneyi artık yaşam tarzının bir parçası olarak görüyor. Bu yüzden erişim kolaylığı, esnek yaşam alanları, sosyal kullanıma uygunluk ve kısa kaçamaklar için pratiklik öne çıkıyor. Bu dönüşüm aynı zamanda satış sonrası hizmetlerin de en az ürün kadar belirleyici olduğu bir dönemi beraberinde getirdi. Kullanıcı artık, o teknenin arkasındaki servis kalitesini, sürekliliğini ve güvenilirliğini satın alıyor. Bu noktada Saxdor Türkiye olarak aldığımız “En İyi Uzun Vadeli Genel Performans” ödülü, aslında tüm yaklaşımımızın bir sonucu. Bu ödül; satıştan teslimata, satış sonrası hizmetlerden müşteri ilişkilerine kadar uzanan tüm sürecin, zaman içinde sürdürülebilir bir kaliteyle yönetildiğinin uluslararası ölçekte bir teyidi niteliğinde. Ve tam da bu yüzden odağımızı bir adım ileri taşıyoruz. Saxdor sahipleri için yalnızca ürün ve servis sunmakla kalmayıp, onların bir araya geldiği, ortak bir kültür ve deneyim etrafında buluştuğu bir yapı kurmayı hedefliyoruz. Bu kapsamda, Saxdor sahiplerine özel etkinlikler tasarlamaya ve markayı bir “owners club” yaklaşımıyla yeniden düşünmeye başladık. Bu yapı, sadece denizde geçirilen zamanı değil; markayla kurulan bağı, sosyal deneyimi ve aidiyet duygusunu da güçlendirecek. Yakın dönemde bu kulüp yapısını ve etkinlik serisini daha görünür hale getirerek, Saxdor’u Türkiye’de yalnızca bir tekne markası değil, bir yaşam tarzı platformu olarak konumlandırmayı hedefliyoruz.

Kontrollü Büyüme, Güçlü Altyapı

Son olarak sohbetimizde, önümüzdeki döneme ilişkin yol haritalarını da değerlendiren Erardağ, büyüme stratejilerini kontrollü ve sağlam temeller üzerine kurduklarını ifade edirek sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Bir yandan Saxdor Türkiye tarafında markanın bilinirliğini ve kullanıcı deneyimini güçlendirmek, diğer yandan da satış sonrası yapı, servis erişimi ve teknik destek tarafını daha da sağlamlaştırmak istiyoruz. Nautique Yachting olarak bugüne kadar bizi farklılaştıran şey, butik ama yüksek standartlı çalışma modelimizdi; bunu koruyarak daha etkili bir ağ kurmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda Türkiye’deki büyümeyi, uluslararası bağlantılar ve bölgesel açılımlarla desteklemek de orta vadeli planlarımız arasında. Bizim için büyümeden önce doğru temeli kurmak her zaman öncelikli. Bu temelin üzerine ise Türkiye’de yatçılık deneyimini yeniden tanımlayan, sürdürülebilir ve güçlü bir yapı inşa etmeyi hedefliyoruz.”

Dergimiz her ayın ilk haftası Türk Telekom Dergilik, D&R, Remzi Kitabevi ve tüm seçkin marketlerde…