Kuzey Ege’nin köklü bağlarından beslenen, Assos’un dinginliğini ve Bozcaada’nın keşif dolu ruhunu iki ayrı otelde buluşturan bir girişimcilik hikayesi… Kurumsal hayattan sahil kasabasına uzanan 12 yıllık yolculuğu, değişen misafir beklentilerini ve bölge turizminin geleceğini Limonata Assos ve Limonata Bozcaada’nın kurucusu Erman Darıcı’dan dinledik.
Gentleman: Öncelikle sizi tanıyalım. Turizm sektörüne giriş hikayeniz nasıl başladı ve bu yolculukta sizi en çok etkileyen dönüm noktaları neler oldu?
Erman Darıcı: 12 yıl önce kurumsal hayatta artık bir kalıp haline gelen “küçük bir sahil kasabasına yerleşip bir butik otel açma” fikrinden doğdu Limonata Assos. Ortaokul ve lise yıllarının yaz aylarında akraba yanında yardımcı olarak başladığım turizm sektörüne hem alaylı hem kurumsal hayat deneyimleri hem de eğitimli olarak 2015 yılı itibarıyla geri dönüş yaptım diyebilirim. Hayalini gerçekleştirme ve kendi işini yapma bu yola çıkarkenki en büyük motivasyonumdu. Kurumsal hayattaki gibi kendi emeklerinizin başkası tarafından değerlendirilmediği, aksine anında sonucunun görüldüğü bu sektörde faaliyet gösterirken aldığım misafir geri dönüşleri bu süreçteki motivasyonumu sürekli ayakta tuttu.

G.: Bugün Kuzey Ege’nin iki önemli destinasyonunda otel işletiyorsunuz. Assos ve Bozcaada’yı yatırım yapmak için seçmenizin temel nedenleri neydi?
E.D.: Çanakkaleliyim; şehrimi ve Kuzey Ege’yi çok seviyor, tabiatının ve zenginliğinin ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum. Şehrin yoğunluğundan ve yoruculuğundan uzak, sağlıklı havasıyla ön plana çıkan bölgemizdeki Kaz Dağları ve Edremit Körfezi’nin değeri pandemi ile birlikte daha çok gün yüzüne çıksa da bölgede yaşayan bizler tarafından aslında eskiden beri bilinir. Bu sebeple yatırımlarımı burada yapmayı tercih ettim. Hem lokasyonlar ve şartları uygun hem de en büyük pazar olan İstanbul’a çok yakın.
G.: Assos ve Bozcaada’nın misafir profilleri arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Bu iki bölgenin ziyaretçileri sizce hangi beklentilerle geliyor?
E.D.: Açıkçası ikisinin de kitlesi farklı hakikaten. Assos misafiri dinlenmeye, otelde vakit geçirip yaz tatili yapmaya geliyor. Bozcaada ise sanıyorum Ada’da olması sebebiyle keşfedilmeyi bekleyen merak dolu bir destinasyon gibi görünüyor ve gelen misafir Ada’yı gezmeyi, farklı koylarını denemeyi, sabah farklı, gün batımında farklı, akşam farklı yönlerini keşfetmeyi, biraz daha gezerek eğlenmeyi tercih ediyor. Basit bir benzetme ile şunu söyleyebilirim: Assos misafiri Limonata’yı “yazlığı” gibi görüyor. Burada aynı dönemde her sene tatil yaptığı arkadaşları var. Geldiğinde burada bolca zaman geçiriyor; yüzdüğü, yediği, içtiği, yattığı yer hep aynı. Buna bağlı olarak da sadakati var. Bozcaada misafiri ise “otel” gibi görüyor. Ada’da kalmanın bir aracı otel; bu sebeple sadece yatmadan yatmaya geliyor. Bunun haricinde otelde geçirdiği vakit çok çok az. Bu yüzden marka ve otel lokasyonu ile çok az bağ kuruyor, buna bağlı olarak da sadakati daha az.

G.: Son yıllarda Kuzey Ege turizmi önemli bir yükseliş gösteriyor. Bölgenin turizm açısından en büyük avantajları ve geliştirilmesi gereken yönleri neler?
E.D.: Kesinlikle pandemi ve köprülerin inşası sonrası bölgenin önemi daha çok anlaşıldı ve çok daha rahat erişilebilir hale geldi, burası da ilgiyi kesinlikle artırdı. Burası İstanbul’a en yakın, en temiz havası ve denizi olan destinasyon. Bu sebeple başta yaz ve bahar ayları olmak üzere çok yoğun talep alıyor, bu çok kıymetli.Ancak bu kitleyi doğru karşılamak, doğru bir altyapı ile onların burada geçirdiği zamanı daha kaliteli hale getirmek hem misafirin ya da burada yaşamayı tercih eden ve artık bölge sakini olan sonradan gelenlerin sürdürülebilirliğini sağlamak hem de bölgenin sürdürülebilirliğini sağlamak açısından çok önemli. Bunu şundan söylüyorum: Talebe bağlı olarak çok fazla göç ve imar almaya başladı. Bakirliği ve sessizliği ile ünlü olan bu lokasyonlarımızın bu halini koruyabilmesi için sağlıklı olan, planlı büyümesidir.
G.: 2026 yaz sezonuna girerken rezervasyonlar ve talepler nasıl görünüyor? Bu yılın geçen yıllardan farklı olacağını düşündüğünüz trendler var mı?
E.D.: Üzülerek bunu söylüyorum ne yazık ki, ülkemizdeki ve dünyadaki konjonktüre de bağlı olarak son yıllarda turizm sektörü sürekli bir düşüş içerisinde; her geçen yıl bir öncekini arar olduk. Bu sene de aynı durumu yaşıyoruz. Ekonomik koşullar, havaların geç ısınması, okulların ise geç kapanması bunun temel faktörleri gibi görünse de maliyetler sebebiyle yurt dışının cazip hale gelmesi bizim gibi belli segment ve üzerini hedefleyen tesislerin belini büküyor.Temmuz ve ağustos her zamanki gibi diğer aylara göre daha yüksek ve artarak gidecek ancak temmuz başı itibarıyla hala sahillerin boş olması üzücü ve düşündürücü. Eskisi gibi trendleri konuştuğumuz bir turizm ekonomisinden, imkanlar dahilinde neler yapılabilir sorgulayan misafirlerin olduğu bir piyasayı görmeye başladık.

G.: Turizm sektöründe son dönemde en çok konuşulan konuların başında sürdürülebilirlik geliyor. Otellerinizde çevreye duyarlı veya yerel ekonomiyi destekleyen hangi uygulamalara önem veriyorsunuz?
E.D.: Bu hem bireysel hem tüzel kişilik açısından çok önem verdiğimiz ve dikkat ettiğimiz bir konu. Her iki otelimiz de Bakanlığın verdiği sürdürülebilirlik koşullarını yerine getirse de bizim en büyük görevimiz bağlı bulunduğumuz tabiata olan karşı tavrımız. Zira bizim bu bölgede iş yapmamızın yegane sebebi içinde bulunduğumuz tabiatın bize sundukları; bunun farkındayız ve bunu korumak adına elimizden ne geliyorsa yapıyoruz.Ancak sadece bunun gibi büyük ve ulvi amaçlar için sadece bireysel çözümler değil, devletin de daha faal rol alması gerektiğini düşünüyorum. Burada da kısa sezonda çalışan bölge işletmelerine biraz daha fazla altyapı desteğinin sağlanması esas çözüm noktasıdır.
G.: Artan maliyetler ve değişen ekonomik koşullar otelcilik sektörünü nasıl etkiliyor? İşletmeciler bugün en büyük zorluklarla hangi alanlarda karşılaşıyor?
E.D.: Artan çalışan ve gider malzemelerinin maliyetleri, vergi yükü derken her geçen gün sürekli yükselen bir gider tablomuz var. Buna keza artan maliyetlere rağmen gecelik yatak fiyatlarını yukarıya çekmek ne yazık ki mümkün olmuyor. Artık misafirin fiyat hassasiyeti eskiye oranla daha yüksek ve çok küçük farklar ister istemez doğrudan satışınızın aşağı yönlü hareketine sebep oluyor. Dolayısıyla eskiden marjlar daha fazla olduğu için daha rahat yönettiğimiz bu durumu artık çok daha yakın ve hassas takip etmemiz gerekiyor.Öte yandan paranın zaman maliyeti de arttı. Sadece turizm değil, yatırımcı şapkamla düşünecek olursam burası için ayırdığımız işletme sermayesi ve eforun değip değmediğini sorgular oldum. Zira ortaya koyduğumuz kaynak ve aldığımız risklerle turizm sektörü son dönemde mevduat faizinin bile altında gelir elde ettiren bir iş koluna döndü. Dolayısıyla zaman zaman sadece turizm özelinde değil, mevcut kaynağı başka sektörlere kaydırmalı mıyız diye de düşündürüyor.
G.: Dijitalleşme ve sosyal medya, tatil tercihlerini ciddi şekilde şekillendiriyor. Sizce bir otelin başarısında dijital görünürlük ne kadar belirleyici hale geldi?
E.D.: 12 sene önce bu işe ilk başladığımda bölgede çok az sayıda işletme vardı. Sosyal medya fark yaratmanın bir aracıydı; eski nesil yöntemlere kıyasla yeni olduğunuzu gösteriyordunuz ancak bugün fark yaratmayı bırakın, işin olmazsa olmazı haline geldi. Hem de sadece öylesine yapmak değil; sosyal medya ve dijitali iyi kullanmak görünürlüğün ve satışın en büyük aracı oldu. Zira yeni arama motoru artık Google değil, sosyal medya. Bu sebeple burada otellerimiz adına bıraktığımız iz çok önemli. İnsanlar satın alma kararını artık sosyal medyadan hareketle başlatıyor ve oraya bakmadan neredeyse satın alma eylemini gerçekleştirmiyor.

G.: Bölgenin geleceğine dair beklentileriniz ve öngörüleriniz neler?
E.D.: Buna kesinlikle çok açık diyebilirim. Tekrarlayayım: İstanbul’a en yakın ve en temiz denizin, havanın olduğu yer burası. İstanbul, Bursa, İzmir’deki yurttaşlarımızın birkaç saat içerisinde gelebildikleri çok kıymetli bir destinasyon. Sadece bu 3 ille milyonlarca insandan oluşan bir pazara erişimi çok kolay olan bir üründen bahsediyorum. Talebi bu kadar yüksek olan bir ürünün değersizleştirmeden yaşatılması çok önemli. Bunun için de hem bize hem bölge halkına hem de buraya gelenlere çok büyük görevler düşüyor. Zira aksi halde burasının da önümüzdeki on yıllarda şu an şikayet edilen Bodrum’dan farklı olmayacağı aşikar.
G.: Son olarak hem girişimcilik hem de turizm alanında kariyer yapmak isteyen gençlere ne tavsiye edersiniz? Kendi deneyimlerinizden çıkardığınız en önemli ders nedir?
E.D.: Burada ne yapmak istediğini belirlemek ve halk tabiri ile baş koymak çok önemli; zira hem mental hem fiziksel hem de ekonomik açıdan zor bir sektör bizimkisi. Birçok disiplini içinde barındıran bir iş yaparken yetkinlik setinizin ve donanımınızın iyi olması gerek. Yukarıda değindiğimiz sosyal medya ve yenilenen satış kanalları, değişen misafir beklentileri gibi konularda kendinizi güncel tutmanız ve sürekli gelişmeniz çok önemli.Bununla beraber servis/hizmet sektöründe iş yapıyorsanız beşeri ilişkilerinizin oldukça iyi olması şart; her gün onlarca ekip arkadaşı, her sezon yüzlerce misafir ile bağ kurmanın anahtarı bu. Tüm bunları yaparken de gayret ve çalışma en temeli. Ben ilk Assos’taki otele başlarken 4 kişilik bir ekiple bu işe giriştim, şimdi iki otelde 20 kişinin üzerinde bir ekiple hizmet vermeye devam ediyoruz. Gayret edip birçok işi kendiniz yapabilir olmalısınız ancak büyümek istiyorsanız ekip olmak şart; dolayısıyla insan için insanla çalışmaya devam etmelisiniz.

