Yeni Dünyada Yaşam da Değer de Değişiyor

Arıkan Proje Geliştirme, Castello Fontana ile Çeşme’de deneyimsel turizmi 12 aya yayarken farklı yaşam disiplinlerini aynı ekosistemde buluşturuyor. Habip Arıkan, projenin yerel üretimi destekleyerek Çeşme’yi önleyici sağlık ve uzun yaşam turizminde uluslararası standartlarda bir konuma taşıyacağını söyledi.

Turizm ve yaşam anlayışı değişirken lüksün tanımı da büyük metrekarelerden ve gösterişli yapılardan; deneyime, sağlığa, doğaya ve kendine ayrılan zamana doğru evriliyor. Çeşme’de hayata geçirilecek Castello Fontana, sanat, kültür, tarım, gastronomi, turizm, eğitim ve sağlığı buluşturan yapısıyla bölgenin 12 aya yayılan nitelikli turizm ve yaşam ihtiyacına yanıt vermeyi hedefliyor.

Castello Fontana, yurt içi ve yurt dışındaki yatırımlarıyla bugüne kadar toplam 3 milyon metrekarenin üzerinde proje büyüklüğüne ulaşan Arıkan Proje Geliştirme A.Ş. üstleniyor. 

Çeşme’nin kadim bağcılık mirasını yeniden üretimin parçası hâline getiren, yerel çiftçiyi destekleyen ve Anantara Retreat Çeşme ile önleyici sağlık ve uzun yaşam turizmine alan açan projenin 15 yıllık gelişim hikâyesini; değişen lüks anlayışını ve gayrimenkulde değer yaratmanın yeni yollarını Arıkan Proje Geliştirme A.Ş. Proje Geliştirme ve Hukuk Danışmanı Habip Arıkan ile konuştuk.

Boringman by Gentleman: 30 yıl önce başlayan bir yolculuk; bugün 3 milyon metrekarenin üzerinde proje, 2 milyar doları aşan ekonomik değer ve Türkiye’den Montenegro’ya uzanan bir yatırım coğrafyası… Tüm bu başarıların arkasında nasıl bir yatırım felsefesi var?
Habip Arıkan:
İlk günden itibaren sektörü dönüştürecek ve birbirimize sadık geniş kitleler yaratmak üzerine bir iş yapış felsefesi geliştirdik ve bu felsefeyi sürekli olarak güncelliyoruz. Geleneksel iş yapış modellerini hiçbir zaman rehber olarak almadık; bunun yerine, her projemizde yeni bir şeyler söylemeyi odak noktamıza koyduk. Anlam ve denge odaklı işler yapmak gerektiğine inanıyoruz. Gün doğumlarını çok severim. Her sabah, gün doğumunda kendime şu soruyu soruyorum: ‘Bugün dünyanın neye ihtiyacı var?’ Bu sorunun derinliği, bizi gitmemiz gereken doğru yola yönlendiriyor. Biz, ihtiyaçların her gün değiştiğine inanıyoruz. Barınma ihtiyacının da bu değişim hızından ayrı tutulması mümkün değil. Ortaya koyduğumuz en önemli felsefemiz ise ‘Rekabetsizlik Felsefesi’. Projelerimizde kimsenin olmadığı yeni bir pazar oluşturuyoruz, bu sayede maliyetleri minimize ederek alıcılara yüksek pirimin kapılarını sonuna kadar açıyoruz. Bugüne kadar geliştirdiğimiz projelerin tamamında yatırımcılarımız, döviz bazında yüzde 200’leri bulan primler elde etti. Çünkü yatırım yaptıkları ürünlerin piyasada bir eşi veya benzeri yoktu. Bu felsefe, yatırımcılarımıza ‘Mevcut taşınmazımı satıp mutlaka bu yaşama adım atmalıyım.’ dedirtiyor. Yatırımcı, projemizi dinlediğinde bu bakış açısına sahip oluyorsa doğru bir proje geliştirdiğimize ikna oluyoruz.

Platon’un dediği gibi; Kendini fethedebilen insan, en güçlü rakiplerini yenmiş sayılır. Kendimizi her projemizde yeniden fethediyoruz ve en büyük rakibimiz olan “kendimizi” her yeni projemizde tekrar yeniyoruz. Bu fetihler kısa sürmüyor, örneğin Çeşme projemizde fetih süremiz 15 yılı geçmiş durumda. Rekabetsizlik Felsefemiz bize çok önemli kapıları açıyor. Sorunuzda belirttiğiniz gibi Dünya’da önemli bir yere sahip olan Anantara’nın ülkemize gelişinin en önemli nedeni de bu felsefemizdir. Anantara’nın kurucusu sayın Heineke karar toplantısında şöyle bir ifade ortaya koymuştu; eğer sadece bir otel binası söz konusu olsa Çeşme yatırımını düşünmezdik, ancak anlattığınız ve geliştirdiğiniz Castello Fontana yaşam felsefesinin içinde var olma isteğimizle bu projeye evet diyoruz. Platon’un dediği gibi, ‘Kendini fethedebilen insan, en güçlü rakiplerini yenmiş sayılır.’ Biz de her projemizde kendimizi yeniden fethediyor, en büyük rakibimiz olan kendimizi her yeni projede tekrar yeniyoruz. Bu fetih süreci kısa sürmüyor. Örneğin Çeşme projemizde 15 yılı aşan bir süreçten söz ediyoruz. Rekabetsizlik felsefemiz, bize çok önemli kapılar açıyor. Dünyada önemli bir yere sahip olan Anantara’nın ülkemize gelişinin en önemli nedeni de bu felsefemiz. Anantara’nın kurucusu William E. HeineckeHeinecke, karar toplantısında şu ifadeyi kullanmıştı: ‘Eğer söz konusu olan yalnızca bir otel binası olsaydı Çeşme yatırımını düşünmezdik. Ancak anlattığınız ve geliştirdiğiniz Castello Fontana yaşam felsefesinin içinde var olmak istediğimiz için bu projeye evet diyoruz.’ 

B.: Bu büyüklüğe ulaştığınızda yatırım kararlarınızın dinamikleri nasıl değişiyor?
H.A.:
Gayrimenkul proje geliştirme faaliyetlerimizde önümüze hiçbir zaman ulaşılması gereken bir hedef veya büyüklük koymadık. Rekabetsizlik felsefemizin özünü süreç odaklılık (process-oriented) oluşturuyor. Kısacası, yolda olma hâlini seviyoruz. Potansiyeli görmek ile potansiyel yaratmak birbirinden farklı olgulardır. Klasik yaklaşımda potansiyeli başkalarından önce görüp değerlendirebilirsiniz; ancak bu noktada rekabetin oldukça yüksek olduğunu düşünüyoruz. Bundan 30-40 yıl önce potansiyeli erken görmek bir anlam ifade ediyordu. Ne var ki günümüzde, erken fark ettiğiniz bir potansiyeli dahi kısa sürede rekabetin merkezinde bulabiliyorsunuz. Biz ise potansiyeli yaratmayı seviyoruz. Kimsenin öngörmediği bir potansiyel yaratarak piyasada yeni bir akım başlatıyoruz. Daha sonradan birçok firmanın da bu akımın bir parçası olduğunu görmek bizlere keyif veriyor. Gayrimenkul Proje Geliştirme alanında yeni süreçlere öncülük etmek gibi bir misyonumuz var.
Bunun en çarpıcı örneği, Çeşme’de hayata geçireceğimiz deneyimsel turizm ve yaşam merkezi Castello Fontana’dır. Değişen dünyada deneyim ve kişisel gelişim odaklı bir yaşam anlayışı sunan proje, benzersiz bir fırsat yaratıyor. Biz bir arsaya bakıp nasıl değer yaratacağımızı düşünmüyor, değeri projenin ana fikrinde oluşturuyoruz. Kısacası, işi tersten yapıyoruz: İnşaat yapmak için arsa aramak yerine, zihnimizde geliştirdiğimiz projeyi hayata geçirebileceğimiz doğru yeri arıyoruz. Bunun temelinde yanlış şehir planlamaları yatıyor. Hatta ülkemizde şehir planlaması anlayışının hayata geçtiğini söylemek dahi güç. Oysa nitelikli projelere imkân tanıyan bir planlama yaklaşımına ihtiyaç var. Mevcut imar planları ve plan notlarıyla gerçek bir değer yaratmak mümkün değil. Biz bu engeli, hayalimizdeki projeyi gerçekleştirmek için yasal 47 bin metrekarelik inşaat hakkımızdan vazgeçerek aştık. Aynı bölgede diğer projeler 800 metrekarelik villaları 650 bin dolara satmakta zorlanırken biz 300 metrekarelik villaları 1 milyon doların üzerinde bir bedelle sattık. Böylece değerin metrekarede değil, ürünün kendisinde olduğunu kanıtladık. Sonra ne mi oldu? Bölgedeki projeler, büyük ve kullanışsız evler yerine bizim gibi tek katlı, yüksek tavanlı ve daha düşük metrekareli evler üretmeye başladı. Bir bölgenin makûs talihi değişti. Bu da yolculuğumuzun ne kadar kıymetli olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Biz de yürümeye devam ediyoruz.

B.: Türkiye gayrimenkul sektörü son birkaç yılda yüksek finansman maliyetleri, artan inşaat giderleri ve değişen tüketici davranışlarıyla önemli bir sınav veriyor. Sizce sektör bugün bir fiyatlama problemi mi, finansman problemi mi, yoksa doğru ürün geliştirme problemi mi yaşıyor?
H.A.: Uzun yıllardır doğru ürün geliştiremiyoruz. Ülke olarak inşaat yapmak ile yaşam alanları planlayıp geliştirmeyi birbirine karıştırıyoruz. Oysa doğru ve uzun vadeli şehir planlamalarına ihtiyacımız var; biz ise şehirlerimizi inşaata boğduk. Yaklaşık 10 yıl önce bir pazar günü, ana gazete ve emlak ekinde birbirinin neredeyse aynısı projelere ait tam 52 sayfa reklam saydığımı hiç unutmuyorum. Cepheleri, daire tipleri, planları ve sosyal olanakları aynı onlarca proje… Bugün durağan bir dönemden geçen gayrimenkul sektörü, aynaya bakmalı ve hatalarıyla yüzleşme cesareti göstermelidir. Biz, doğru ürünün her koşulda alıcı bulacağına inanıyor ve insanlarda ‘Ben burada yaşamalıyım.’ duygusu uyandıran yaşam projeleri geliştiriyoruz. Ülkemizde yıllarca herkesi yatırımcı olarak gören projeler üretildi; bunun sonucunda yaşam kalitesinin istenen seviyeye ulaşmadığı yüzlerce projeyle karşı karşıya kaldık. Elbette yatırım odaklı projeler de geliştirilebilir. Ancak yıllık 600 bin konut ihtiyacından söz edilen bir ortamda piyasanın yüzde 80’i yatırım projesi üretmemeli. Uzun yıllardır benimsenen anlayış şu: Küçük ev veya ofis üret, metrekare birim fiyatını yükselt ve toplamda erişilebilir bir bütçe sun. Dikkat ederseniz bu, yaşamın gerçeklerinden tamamen kopuk bir yaklaşım. Optimum büyüklükteki konut fikrine biz de katılıyoruz. Ancak yalnızca tapu sahibi olmaya odaklanan ve nitelikli yaşam alanları sunmayan bir yaklaşımla gayrimenkul çöplüğünü büyütmekten öteye geçemeyiz. Gayrimenkul sektörünün bir fiyatlama sorunu yaşadığını düşünmüyorum. Evet, inşaat maliyetleri önemli ölçüde arttı; ancak bu artış henüz satış fiyatlarına tam olarak yansımadı. Tarih tekerrürden ibarettir. Yakın zamanda cebimizde paramız olsa dahi satın alabileceğimiz nitelikli bir gayrimenkul projesi bulamayacağız.

B.: Toskana Vadisi ve Park Village gibi projelerden bugün Çeşme ve Montenegro’ya uzanan bir portföyünüz var. 20 yıl önce “nitelikli gayrimenkul” diye tarif ettiğimiz şeyle bugünkü lüks anlayışı arasında sizce nasıl bir fark var? 
H.A.:Toskana Vadisi ve Parkvillage, zamansız projelerdir. Bundan 50 yıl sonra bile yaşanmak istenen yerler olma özelliklerini koruyacaklardır. Geleceğin lüksünü biz, yıllar önce bu projelerde hayata geçirdik. Yalnızca son 20 yılda değil, çok daha uzun bir süre boyunca lüks kavramı, yapılarda kullanılan malzemelerle ilişkilendirildi. Hatta bu anlayış, günümüzde hâlâ geniş bir kesim için geçerliliğini koruyor. Oysa beklentiler önemli ölçüde değişti. Günümüzde gerçek lüks, deneyim odaklı projelerde karşılık buluyor. İnsanlar, yaşadıkları veya zaman geçirdikleri alanlarda kendilerine değer katacak deneyimler yaşamak ve bu deneyimlere erişebilmek istiyor. Yalnızca bir tapuya bağlı fiziksel mekân satın alma arayışı ise giderek sona eriyor.B.: Peki, siz hem hukukçu kimliğiyle hem de proje geliştirici perspektifiyle masanın iki farklı tarafını görebiliyorsunuz. Gayrimenkulde büyük kararlar alınırken hukuk size daha fazla “risk görmeyi” mi öğretti, yoksa doğru yapı kurulduğunda daha cesur yatırım yapabilmeyi mi?
H.A.: Gayrimenkul proje geliştirme süreci, en başından itibaren doğru kurgulanmış bir hukuki altyapıya ihtiyaç duyar. Bu altyapının oluşturulmaması hem büyük riskler doğurur hem de yatırımcıların beklediği güven ortamına ciddi zarar verir. Proje geliştirici firmaların, gayrimenkul hukuku alanında uzman kişi ve kurumlarla çalışmasını özellikle tavsiye ederim. Pek çok alanda olduğu gibi hukuk alanındaki çalışmalar da kendi içinde ayrı bir uzmanlık gerektirir. Hukuki uzmanlığımız, bize yalnızca daha fazla risk görmeyi değil, oluşabilecek tüm riskleri sözleşmeler aracılığıyla bertaraf edebilmeyi de öğretti. Elbette yalnızca sözleşmeler hukukuna hâkim olmak yeterli değil. Sektörde geçirdiğimiz 30 yılı aşkın sürede edindiğimiz deneyimi hukuki bilgiyle harmanlamak, önemli bir değer yaratıyor.

B.: Biraz da Çeşme’ye ve bugün sizin için ayrı bir heyecan taşıyan Castello Fontana’ya gelelim. Proje, aynı zamanda Anantara’nın Türkiye’deki ilk projesine ev sahipliği yapması açısından da önemli. Öncelikle Castello Fontana nasıl doğdu, nasıl bir dünya ve yaşam deneyimi kurguluyorsunuz; biraz anlatır mısınız?
H.A.:
Castello Fontana geçmişi 15 yıla yayılan bir geliştirme hikâyesini içinde barındırıyor. Rekabetsizlik felsefesi diyoruz ya; işte onun vücut bulmuş en saf hâli, deneyimsel turizm ve yaşam projemiz Castello Fontana’dır. Dünyada eşi veya benzeri olmayan, yedi ana disiplin üzerine kurgulanmış bir ekosistemden söz ediyoruz. Tüm yaşam alışkanlıklarımızı derinden etkileyecek ve değiştirecek; geleceğin yalın lüks anlayışını hayatımızın bir parçasına dönüştürecek. Uyandığımız her sabah, orada yaşayacağımız deneyimlerin heyecanını bize hissettirecek ve anlamlı anılar biriktirmemize fırsat sunacaktır. Sanat, kültür, tarım, gastronomi, turizm, eğitim ve sağlığın merkezinde yer aldığı bir projeden söz ediyoruz. Bu yedi ana disiplinin, alt açılımlarıyla harmanlanarak yaşamımızı nasıl şekillendirdiğini bir an için düşünün. Uluslararası bir sanat bienaline ev sahipliği yapacak olmak, projemizin sanat disiplini açısından büyük önem taşıyor ve bizi heyecanlandırıyor. Seramik, ahşap, tekstil, cam ve çini atölyelerimizde hem sanatımızı icra edebilecek hem de ustalardan ders alarak kendimizi geliştirebileceğiz. Sanatçılar Sokağı’nda ise ulusal ve uluslararası sanatçılara atölyeler sunarak onların çalışmalarına eşlik etme fırsatı yakalayacağız.

Sanat galerimizde yıl boyunca farklı sergileri takip etme fırsatı bulacağız. 2 bin 500 kişi kapasiteli amfitiyatromuzda, sahne sanatları dâhil olmak üzere pek çok kültürel etkinliğe eşlik edebileceğiz. Deneyimli şeflerin yer alacağı gastronomi merkezimizde Ege Bölgesi’nin zengin lezzetlerini deneyimleme şansımız olacak. Mutfak Sanatları Akademisi’nde misafir şeflerin atölyelerine katılarak ileri düzey mutfak deneyimleri yaşayabileceğiz. Çocuklarımız için planlanan eğitim kompleksinde ise yıl boyunca devam edecek etkinlikler sunacağız.

B.: Peki, proje sakini olmayanlar bu imkânlardan nasıl yararlanabilecek?
H.A.: Proje bünyesinde yer alacak şehir kulübümüze üyelik yoluyla katılım sağlanabilecek. Üyeler, topluluğumuzun diğer bireyleriyle sosyalleşirken kulübümüze bağlı tenis ve padel akademilerinin olanaklarından da yararlanabilecek. Ayrıca ulusal ve uluslararası turnuvaları takip etme imkânı bulacaklar.

B.: Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde Castello Fontana nasıl bir yaşam anlayışı ortaya koyuyor?
H.A.: Tarım Ürünleri İşleme Merkezimiz, güvenli gıdaya erişim sağlamak amacıyla bir tarım kredi kooperatifi anlayışıyla faaliyet gösterecek. Yerli üreticilerimizle iş birliği yaparak onlara satın alma garantisi sunacak ve güvenli gıda üretimini destekleyeceğiz. Bu ürünleri paketli gıdaya dönüştürerek herkesle buluşturacağız. Termal ısıtma sistemine sahip topraksız tarım seramızda yıl boyunca gerçekleştireceğimiz üretim faaliyetlerini de günlük olarak paylaşacağız. Anantara Retreat otelimizin bünyesinde Avrupa’nın en büyük ve en kapsamlı koruyucu sağlık merkezini kuracağız. Ayrıca Türkiye’nin en önemli kütüphanelerinden birini projemize kazandırarak kitapların iyileştirici gücünü herkesle paylaşmak istiyoruz. Kısacası, inanılması güç bir kasaba merkezi kuruyoruz. Temelde biz, insanın günlük yaşamını kurguluyoruz. Sabah saat 05.00’te uyanan bir kişinin dahi neler yapabileceğini ve ona hangi imkânları sunabileceğimizi düşünüyoruz. Ben Castello Fontana’yı bir sanat eseri olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Bir sanat eseri, her detayında farklı bir anlam taşırken bütünsel olarak gerçek ruhunu ortaya koyar. Castello Fontana’nın yedi disiplini de bağımsız olarak farklı nitelikler sunarken bir araya geldiğinde bütünsel bir deneyim merkezine dönüşüyor.

B.: Çeşme Yarımadası’ndaki çiftçiyi de bu ekosisteme dahil etmek istiyorsunuz. Tarım Ürünleri İşleme Merkezi’nden gastronomi alanlarına uzanan bir yapıdan söz ediyorsunuz.
H.A.: Castello Fontana, yerel çiftçilerimizle omuz omuza çalışacağımız bir tarım ekosistemine ev sahipliği yapacak. Temel amacımız güvenli gıdaya erişmek. Bu doğrultuda yerel çiftçilerimizi eğitim, finansman ve satın alma garantisiyle destekleyeceğiz. Onlardan tek beklentimiz, belirlediğimiz ürünleri gerekli kriterlere uygun şekilde yetiştirmeleri. Çiftçimizin ‘Ürünümü nereye satacağım, ne kadar kazanacağım?’ endişesi olmayacak. Belirlenen koşulları karşılayan ürünleri, hal fiyatının üzerinde bir bedelle satın alacağız. Ardından bu ürünleri paketleyerek projemizdeki işletmelerle, burada yaşayanlarla ve ziyaretçilerimizle buluşturacağız. Çiftçilerimizi en iyi imkânlara kavuşturacak, ‘Ürettiğim ürünü ne yapacağım?’ sorusunu zihinlerinden sileceğiz. Köylümüzün ve çiftçimizin yeniden hak ettiği değeri görmesine katkı sağlayacağız.

B.: Biraz da toprağa dönelim… Castello Fontana ile Çeşme’nin kadim bağcılık kültürünü yeniden görünür kılmayı hedefliyorsunuz. Anadolu’nun binlerce yıllık bağcılık mirasının değerini nasıl yorumluyor, Çeşme’nin üzümünü nasıl bir geleceğe taşımayı amaçlıyorsunuz?
H.A.:
Çeşme bizim için o kadar değerli ki bunu kelimelerle anlatmakta zorlanıyorum. Uzun yıllardır Çeşme’nin arkeolojik tarihinden, Çeşmeli büyüklerimizin anılarına kadar bölgeye dair ulaşabildiğim her kaynağı okuyorum. Çeşme’nin, geçmişte dönemin bilinen en özel bağlarına sahip olduğunu biliyoruz. Bir liman yerleşimi olması da burada yetiştirilen ürünlerin farklı coğrafyalara ulaştırılmasına imkân sağlamış. Projemizin yer aldığı Sarnıç bölgesi de bağcılık açısından özel bir geçmişe sahip. Bu mirastan hareketle, proje çalışmalarına başladığımız yaklaşık beş yıl önce tarımsal üretim amacıyla 200 dönümlük bir alan kiraladık ve 60 bin kök asma yetiştirdik. Bugün bağlarımızda yedi farklı üzüm çeşidi bulunuyor.  Geçen yıl deneme hasatlarına başladık. Ayrıca bölgede zeytinlikler oluşturduk. Sarnıç bölgesinde bağcılığın Osmanlı dönemine uzanan ilginç bir hikâyesi var. Rivayete göre, ovalarda çalışmak üzere bölgeye gelen Rum kökenli işçiler, boş zamanlarında izin alarak yamaçları teraslamış ve burada bağcılık yapmaya başlamışlar. Bu yöntemle ovalara kıyasla daha verimli ürünler elde etmeleri üzerine toprak ağaları, bağların kendilerine ait olduğunu ileri sürmüş. Anlaşmazlık çözülemeyince konu İstanbul’a, saraya kadar taşınmış. Sarayın toprak ağalarını haklı bulmasının ardından Rum kökenli çalışanlar Çeşme’yi kalıcı olarak terk etmiş. Mübadele sonrasında ise Çeşme’nin o güzelim bağlarından neredeyse hiçbir iz kalmamış. Çünkü bölgeye yerleştirilen kişiler bağcılık konusunda yeterli bilgi ve deneyime sahip olmadıkları için bağların büyük bölümü sökülmüş.
Biz bağ alanlarımızı oluştururken karşılaştığımız tüm terasları ve taş duvarları özgün hâlleriyle koruduk. Amacımız, Çeşme’nin bu önemli tarımsal değerini hak ettiği noktaya taşımak. Projemiz bünyesinde kuracağımız yağhane ve üzüm işleme tesisiyle Castello Fontana ürünlerini herkesin beğenisine sunacağız.

B.: Çeşme’de turizmin birkaç aya sıkışması önemli bir sorun. Castello Fontana, bölgede 12 ay yaşayan bir turizm ekonomisini yaratacak diyebilir miyiz?
H.A.: Çeşme’nin turizmini 12 aya yaymak uzun yıllardır gündemimizde. Pandemiyle birlikte bölgenin yıl boyunca yaşanabilir bir destinasyon olduğu daha güçlü biçimde görüldü. Şimdi bu potansiyeli turizme taşımak gerekiyor. Bunun için de dört mevsime uygun tesislerin ve deneyimlerin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Castello Fontana, dünyada hızla büyüyen deneyimsel turizm anlayışının en kapsamlı örneklerinden biri olarak Çeşme’de hayata geçecek. Eşsiz yatay mimarisi ve yedi ana disipliniyle yıl boyunca misafir ağırlayacak. Anantara Retreat Çeşme bünyesindeki önleyici sağlık ve uzun yaşam merkezi de bölgenin dört mevsim tercih edilen bir destinasyon olmasına katkı sağlayacak. Castello Fontana, 15 yıllık ulusal ve uluslararası araştırmanın bir ürünü. Çeşme’nin sağlık, gastronomi, tarım ve kültür turizminde önemli bir merkez olabileceğine inanıyoruz. Dünyada 10 trilyon dolarlık bir büyüklüğe doğru ilerleyen önleyici sağlık turizminden Çeşme de hak ettiği payı alabilir ve almalıdır.

B.: Son olarak, değişen lüks anlayışını sormak istiyorum. Sizce gayrimenkul ve turizmde yeni lüks nasıl tanımlanıyor?
H.A.:
Gerçek lüks anlayışı tüm dünyada hızla değişiyor; yerini gösterişten uzak, deneyim, değer ve derinlik odaklı yeni bir anlayışa bırakıyor. Günümüzde en büyük lüks, dijital gürültüden uzaklaşarak yavaşlayabilmek ve kendine zaman ayırabilmek. Kalabalık otellerin yerine doğayla iç içe, izole ve sessiz destinasyonlar tercih ediliyor. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal sağlığa yapılan yatırımlar da yeni lüksün önemli bir parçası. Yaşlanmayı geciktirmeye yönelik terapiler, genetik testler doğrultusunda hazırlanan beslenme programları ve kaliteli uyku, lüksün merkezine yerleşiyor. Bahçenizde kendi domatesinizi yetiştirmek veya sabah kümesinizden aldığınız yumurtayla kahvaltı sofrasına oturmak da gerçek lüksün göstergeleri arasında yer alıyor. Biz bu anlayışı gayrimenkul dünyasında 2009 yılından bu yana hayata geçiriyoruz. Zamansız ve rekabetsiz projeler geliştirme felsefemiz, bugün dünyadaki yeni lüks anlayışıyla örtüşüyor. Castello Fontana da bu yaşam felsefesinin en kapsamlı karşılığını sunuyor. Bu nedenle proje, ilk açıklandığı günden itibaren kamuoyunda büyük ilgi gördü.

Dergimiz her ayın ilk haftası Türk Telekom Dergilik, D&R, Remzi Kitabevi ve tüm seçkin marketlerde…