Yörsan, Keskinoğlu, HEG Gıda ve Yakamoz Yağ yatırımlarıyla faaliyet alanını genişleten Matlı Şirketler Grubu, tarım ve gıdada kurduğu entegre yapıyı küresel pazarlara taşıyor. Özer Matlı, bu vizyonu “Bizim işimiz sadece fabrika işletmek ya da ciro üretmek değil; toprağın bereketini sofranın sağlığına dönüştürmek” sözleriyle anlatıyor.
1965’te Karacabey’de soğan ticaretiyle başlayan bu yolculuk, bugün yemden süt ürünlerine, yumurtadan beyaz ete, bitkisel yağdan unlu mamullere, lojistikten enerjiye uzanan geniş bir yapıya dönüşmüş durumda. Matlı Şirketler Grubu’nun 60 yılı aşan serüveni, bir anlamda Türkiye’de tarım ve gıda sektörünün nasıl değiştiğini de gösteriyor. Bu hikâyenin temelinde ise rahmetli Ömer Matlı’nın “önce üretici kazanacak” sözü, bugün de grubun anlatısında önemli bir yere sahip. Üreticiyle kurulan ilişki ve sahadaki ihtiyaçları yakından takip etme anlayışı, yıllar içinde Matlı Şirketler Grubu’nun büyüme biçimini de belirledi.

Matlı Şirketler Grubu bugün kendisini yalnızca yem üreticisi olarak konumlamıyor. “Topraktan sofraya” uzanan yapısıyla tarım, hayvancılık ve gıdanın farklı alanlarında büyümeyi hedefliyor. Bu büyüme stratejisi, Matlı Şirketler Grubu’nun Bursa ile kurduğu güçlü bağda da kendini gösteriyor. Grup, 2024’te Bursaspor’un stadyum isim sponsorluğunu üstlenerek stadın adını Matlı Stadyumu’na taşırken, 2026-2027 sezonunda Yörsan markasıyla kulübün forma göğüs sponsoru oldu. Böylece Matlı Şirketler Grubu’nun Bursa’ya katkısı, üretim ve yatırımların yanı sıra sosyal ve sportif alanda da devam ediyor.

Özer Matlı’nın anlatısında şirketin geleceği kadar geçmişten devralınan sorumluluk da önemli bir yer tutuyor. Çünkü onun için babasından kalan miras yalnızca ticari bir başarı değil; üreticiye, toprağa ve gıdaya duyulan güvenin gelecek kuşaklara aktarılması gereken bir anlayış. Bu anlayışın merkezinde ise Bursa var. Bugün Türkiye’nin 7 bölgesinde faaliyet gösteren Matlı Şirketler Grubu’nun yönetim merkezi ise hâlâ Bursa’da. Grubun stratejik kararları burada alınıyor. Bursa’daki yatırımlar da şirketin kentle kurduğu bağın en somut göstergelerinden biri.
Bu dönüşümü, Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Özer Matlı ile Bursa’daki merkez binasında bir araya gelerek konuştuk. “Bursa bizim için yalnızca şirket merkezimizin bulunduğu bir şehir değil. Bizim kökümüz, üretim kültürümüz ve bugünlere taşıdığımız çalışma anlayışımız burada şekillendi” diyen Özer Matlı ile yem üretiminden sağlıklı proteine, yeni satın almalardan ihracat hedeflerine, yapay zekâdan yenilenebilir enerjiye, Bursa’nın tarım ve gıda potansiyeline kadar pek çok başlığı ele aldık.

Boringman by Gentleman: Matlı Şirketler Grubu’nun hikâyesinin merkezinde nasıl bir miras var?
Özer Matlı: Bugün Matlı; Özer ve Önder Matlı kardeşlerin eşit sorumluluk ve ortak akılla yönettiği bağımsız bir şirketler grubudur. Benim dönemimdeki temel dönüşüm şudur: Matlı’yı geleneksel bir yem üreticisi kimliğinden “topraktan sofraya entegre protein ekosistemi”ne dönüştürdük. Babamın mirası sadece ticari bir başarı veya şirketler grubu değildir; toprağa, üretene, yetiştiriciye ve alın terine duyulan derin saygıdır. Bugün bu mirası taşımak benim için ağır ama aynı zamanda gurur veren büyük bir emanet.
B.: Peki bu mirası büyütürken, katma değer yaratma stratejiniz nasıl şekillendi?
Ö. M.: Bu yatırımlar, uzun vadeli ve planlı büyüme stratejimizin bir parçası. Hedefimiz, Türkiye’nin protein ihtiyacını sürdürülebilir ve entegre bir üretim modeliyle karşılamak. Bu doğrultuda yatırımlarımızı; protein zincirinin farklı aşamalarını birbirine bağlayan, üretimden hammaddeye, gıdadan son tüketiciye uzanan yapıyı güçlendiren, köklü ve güçlü markalar üzerine inşa ediyoruz. Yörsan, süt ve süt ürünleri alanındaki gücümüzü pekiştirirken; Keskinoğlu, beyaz et ve yumurta kategorilerindeki varlığımızı güçlendirdi. Yakamoz Yağ ise bitkisel yağ ve yem hammaddeleri alanında grubumuzun dikey entegrasyonuna önemli katkı sağladı. 2024 yılında ailemize katılan HEG Gıda ise unlu mamuller ve HORECA alanındaki faaliyetlerimizi tamamlayan stratejik bir yatırım oldu. Balıkesir’deki modern gıda kampüsünde faaliyet gösteren HEG Gıda, Türkiye’nin endirekt metotla ekşi mayalı ve organik ekmek üreten ilk kuruluşu olmasının yanı sıra, dünya markası kahve zincirleri için de üretim gerçekleştiriyor. Şirketin unlu mamuller alanındaki yatırımları; yüksek üretim kapasitesi, Ar-Ge odaklı ürün geliştirme yaklaşımı ve değişen tüketici beklentilerine yanıt veren yenilikçi ürün portföyüyle büyümeye devam edecek. Bu yatırımları yaparken Türkiye’nin sahip olduğu potansiyeli de göz önüne alıyoruz. Ülkemizin Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Afrika pazarlarına erişim sağlayan güçlü coğrafi konumu, gelişmiş lojistik altyapısı ve üretim tecrübesi önemli bir avantaj oluşturuyor.

B.: Bu stratejinin sahadaki karşılığını markalarınız üzerinden nasıl görüyorsunuz?
Ö. M.: Proyem, Türkiye geneline yayılan dokuz üretim tesisiyle yem sektörünün en büyük üreticileri arasında yer alıyor ve büyükbaş-küçükbaş yem üretiminin yaklaşık yüzde 11,5’ini karşılıyor. Yumurta tarafında Burdan ve Keskinoğlu markalarımızla güçlü bir konuma sahibiz. Verim Gıda ve Keskinoğlu’nun toplam günlük yumurta üretim kapasitesi 5,5 milyon adedi aşıyor. Keskinoğlu, beyaz ette Türkiye’nin en köklü ve tam entegre tavukçuluk markalarından biri. Yemden yetiştiriciliğe, kesimden dağıtıma uzanan üretim zinciri, Matlı Şirketler Grubu’nun yem ve ham madde gücüyle birleşerek önemli bir rekabet avantajı yaratıyor. Yörsan ise günlük bin 500 ton süt işleme kapasitesine sahip Susurluk tesisiyle Türkiye’nin ilk beş süt üreticisinden biri. Yörsan’da gerçekleştirdiğimiz yenilenmenin önemli göstergelerinden biri, markanın İSO İkinci 500’de bir yılda 222’nci sıradan 175’inci sıraya yükselmesi. Proyem ve Keskinoğlu şirketlerimiz İSO Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde, Yörsan ise İkinci 500’de yer alıyor. Kırmızı et tarafında MatMeat markamızla da pazara girdik. İlk ürünlerimizi Yörsan Saruhanlı Dinlenme Tesisi ve CHOK Cafe noktalarında tüketiciyle buluşturuyor, önümüzdeki dönemde ürün ve satış kanallarımızı genişletmeyi hedefliyoruz. Yurt dışında ise Gulfood, SIAL Paris ve Anuga gibi önemli uluslararası fuarlarla yeni pazarlara açılıyoruz. Afrika ve Romanya’daki çalışmalarımız bunun ilk adımları. Bütün bunların arkasında tek bir hedef var: Türkiye’nin güçlü bir protein ve gıda üretim merkezi olmasına katkı sağlamak ve Matlı Grubu’nun 60 yılı aşkın üretim tecrübesini Türkiye’nin sınırlarının ötesine taşımak. Bizi rakiplerimizden ayrıştıran temel özellik ise bu markaların bağımsız adalar gibi değil, besleme uzmanlığımız ve dikey entegrasyon gücümüzle tek bir sistem olarak çalışması.
B.: Anladığım kadarıyla Matlı Şirketler Grubu’nda yumurta ve tavuk ürününün üretim süreci oldukça geniş bir zinciri kapsıyor. Peki, bu zincirin ne kadarını kendi bünyenizde yönetiyorsunuz?
Ö. M.: Neredeyse yüzde yüzü. Damızlıktan kuluçkaya, civciv yetiştirmeden yem üretimine kadar süreç kendi denetimimizdedir: hayvanın yediği yemi Proyem fabrikalarımız üretir, yetiştirme, veteriner kontrolü, kesim, işleme ve paketleme kendi tesislerimizde gerçekleşir. Yumurtanın konduğu viyol ambalajını dahi yılda 345 milyon adetle, geri dönüştürülmüş kâğıttan kendimiz üretiriz. Soğuk zincir lojistiğini Matlı Lojistik araçlarımız yürütür. Bu entegre yapı sayesinde üretimin her aşamasında kaliteyi, gıda güvenliğini ve izlenebilirliği aynı standartlarla yönetebiliyoruz. Tüketiciye ulaşan ürünün yalnızca son aşamasını değil, o ürünün oluştuğu bütün süreci kontrol ediyoruz.
B.: Farklı alanlarda ve farklı ürün gruplarında üretim yapan oldukça geniş bir yapınız var. Böyle bir organizasyonda ürünlerin doğru koşullarda depolanması ve zamanında tüketiciye ulaştırılması nasıl bir lojistik yapı gerektiriyor?
Ö. M.: Matlı Şirketler Grubu’nun yemden süt ürünlerine, beyaz etten unlu mamullere ve bitkisel yağa uzanan geniş üretim yapısında lojistik, tedarik zincirinin kritik bir parçası. Siparişten rota planlamasına, stok yönetiminden sıcaklık takibine kadar tüm süreçleri dijital sistemlerle anlık izliyoruz. Matlı Lojistik ve Matlı Soğuk Hava Depoculuk şirketlerimizle zinciri uçtan uca yönetiyoruz. 6 ilde 204 bin ton lisanslı depolama kapasitemiz bulunuyor; bunu 234 bin tona çıkarmayı hedefliyoruz. Soğuk zinciri yalnızca bir lojistik hizmeti değil, gıda güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde depolama, soğuk zincir ve dağıtım altyapımızı geliştirerek Güney Marmara’yı tarım ve gıda ürünlerinde güçlü bir lojistik merkez haline getirmeyi hedefliyoruz.
B.: Enerji tarafında önümüzdeki döneme ilişkin hedefleriniz neler?
Ö. M.: Matlı Enerji çatısı altında yenilenebilir enerjiyi uzun vade stratejimizin önemli bir parçası haline
getirdik. Bugün çatı ve arazi tipi GES’lerimizle yılda yaklaşık 45 milyon kWh temiz enerji üretiyor, toplam elektrik tüketimimizin dörtte birini kendi kaynaklarımızdan karşılıyoruz. Orta vadede, yeni GES ve depolamalı RES yatırımlarımızla birlikte toplam yenilenebilir enerji yatırım büyüklüğümüzü yaklaşık 160 milyon dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Mevcut yatırımlarımıza ek olarak, 250 MW seviyesinde yenilenebilir enerji kurulu gücüne ulaşmayı planlıyoruz. Bu kapasiteyle yalnızca gıda üretim tesislerimizin enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı değil, aynı zamanda şebekeye de temiz enerji sağlayan bir yapıya ulaşmayı istiyoruz.
Bunun bizim için anlamı sadece daha fazla temiz enerji üretmek değil; karbon ayak izimizi de somut biçimde küçültmek. Bugün ürettiğimiz 45 milyon kWh temiz enerjiyi, fosil kaynaklı elektrik üretiminin önüne geçen bir kazanım olarak düşündüğümüzde, bunun çevresel karşılığını tonlarca karbon emisyonunun önlenmesi ve binlerce ağacın atmosferden tutacağı karbon miktarına denk bir katkı olarak anlatabiliriz.
Önümüzdeki dönemde bu hesabı daha görünür hale getirerek, her yatırımımızın karbon karşılığını da ortaya koymayı hedefliyoruz. Çünkü Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesi, gıda ve tarım sektöründe oyunun kurallarını yeniden yazıyor. İhracat yapan bir gıda şirketi için karbon hesabı artık yalnızca bir sürdürülebilirlik göstergesi değil, doğrudan rekabet gücünün ve pazara erişimin bir parçası.
Biz de bu nedenle yenilenebilir enerjinin yanında geri dönüştürülmüş ambalaja ve emisyonu azaltan kaliteli rasyon formüllerine yatırım yapıyoruz. Yılda yaklaşık 345 milyon viyol üretmemiz de döngüsel ekonomiye verdiğimiz önemin somut göstergelerinden biri. Özellikle hayvancılıkta emisyonu azaltmanın en etkili yollarından birinin hayvanı doğru ve kaliteli beslemek olduğuna inanıyoruz. Daha verimli rasyonlarla aynı üretimi daha düşük kaynak kullanımı ve daha düşük emisyonla gerçekleştirmek mümkün.
B.: Peki, Matlı Şirketler Grubu’nun sosyal sorumluluk anlayışını nasıl tanımlıyorsunuz?
Ö. M.: Tarım ve gıdada üreticiyi, eğitimde çocukları ve gençleri, kadınları, Bursa’da ise şehrin ortak değerlerini destekleyen kalıcı yapılar oluşturmayı önemsiyoruz. Eğitim bu yaklaşımın en önemli alanlarından biri. Ömer Matlı İlkokulu ve Ulviye Matlı Fen Lisesi ile eğitime doğrudan katkı sağlarken, Hamidiye Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ile yürüttüğümüz iş birliğinde öğrencilerimize teknik gezi, mesleki eğitim, staj, burs ve mezuniyet sonrasında istihdam imkânı sunuyoruz. Burada bizim için önemli olan yalnızca eğitime destek vermek değil; gençlerin öğrendikleri mesleği gerçek üretim ortamında deneyimlemeleri ve iş hayatına hazırlanabilmeleri.
Ömer Matlı Akademi’de ise 2006 yılından bu yana hayvan besleme, bakım ve verimlilik alanındaki bilgi birikimimizi üreticilerle paylaşmaya devam ediyoruz. Kadınların üretimde daha fazla yer alması da üzerinde özellikle durduğumuz bir konu. “Kadın Üreticiler ile Omuz Omuza” projemizi 2022 yılında başlattık. Yörsan çatısı altında devam eden bu çalışma 2024 yılında Kadın Dostu Markalar Farkındalık Ödülü’ne layık görüldü. Bizim için burada esas olan, kadının üretimdeki rolünü sosyal yardım anlayışıyla değil, ekonomik hayata daha fazla katılmasını sağlayacak üretici kimliğiyle desteklemek. Bursa’ya karşı sorumluluğumuzu da bu yaklaşımın ayrı bir parçası olarak görüyoruz.
B.: Matlı Şirketler Grubu’nun Bursaspor’la kurduğu ilişki, klasik bir sponsorluk ilişkisinin oldukça ötesine geçiyor. Bursaspor üzerinden Bursa’ya ve bu şehrin insanlarına nasıl bir değer bırakmayı hedefliyorsunuz?
Ö. M.: Bursaspor, bu şehrin yalnızca futbol kulübü değil; kuşakları birbirine bağlayan çok önemli bir ortak değer. Bu nedenle desteğimizi tek bir sponsorluk anlaşmasıyla sınırlamadık. Yörsan ile Bursaspor Basketbol Takımı’nın isim sponsoru olduk. Ömer Matlı Çocuk Tribünü’nü oluşturarak çocukların spor kültürüyle erken yaşta tanışmasına katkı sağlamayı amaçladık. Ardından Acemler Bursaspor Matlı İstasyonu projesi ve çocuklara Bursaspor sevgisiyle sağlıklı beslenme alışkanlıklarını birlikte anlatmayı hedefleyen Majid çalışması geldi. 2024 yılından itibaren Atatürk Spor Kompleksi Matlı Stadı isim sponsorluğunu üstlendik ve halen devam ediyor; 2026-2027 sezonunda ise Yörsan ile Bursaspor Futbol Takımı’nın forma göğüs sponsorluğunu üstlendik. Bursaspor yönetimi de Matlı Grubu’nun kulübün yeniden yükseliş sürecinde 3. Lig döneminden itibaren yanında yer aldığını her platformda ifade ediyor. Bütün bu çalışmaların ortak noktası aslında aynı: yatırım yaptığımız yerde yalnızca ekonomik faaliyet yürütmek istemiyoruz. Üreticiye bilgi, gence eğitim ve istihdam imkânı, kadın üreticiye ekonomik kapasite, çocuklara gelişim alanı, yaşadığımız şehre de kalıcı değer bırakmak istiyoruz.
B.: Bir yandan Matlı Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı, diğer yandan Bursa Ticaret Borsası Başkanı olarak Bursa ekonomisini iki farklı pencereden izliyorsunuz. Bursa’nın tarım ve gıda sanayisindeki potansiyelini daha güçlü bir değere dönüştürebilmesi için hangi sorunlarını çözmesi gerekiyor?
Ö. M.: Bursa, otomotiv ve tekstildeki gücünün yanında Türkiye’nin en önemli tarım ve gıda merkezlerinden biri. Ancak bunu ortaya çıkarmak için gıda sanayisindeki dağınık yapıyı ve ihtisaslaşma eksikliğini gidermemiz, depolama ve soğuk zincir gibi lojistik altyapıyı güçlendirmemiz gerekiyor.
Bir diğer önemli konu da katma değer. Bursa’nın zeytin, incir, şeftali gibi çok değerli tarım ürünlerini yalnızca hammadde olarak değil, işleyip markalaştırarak dünya pazarlarına sunmalıyız. Bursa Ticaret Borsası olarak bu hedef doğrultusunda önemli projeler yürütüyoruz. Bunların başında yaklaşık 4 bin 200 dönümlük alanda planladığımız Yenişehir Gıda İhtisas OSB geliyor. Amacımız gıda işletmelerini modern, çevreci ve güçlü lojistik altyapıya sahip planlı bir üretim alanında buluşturmak.
Yıldırım’daki 66 dönümlük tarihi kombina arazisinde planladığımız ET-BA Kentsel ve Sosyal Dönüşüm Projesi de bizim için önemli. Kurucu ortakları arasında bulunduğumuz Marmara ÜPAK ile üretici ve sanayicinin daha şeffaf ve güvenli bir ticaret altyapısına kavuşmasını sağlıyoruz. Borsamızın 2025’te tescil işlem hacminin yüzde 53 artarak 71 milyar TL’ye ulaşması da Bursa’daki üretim ve ticaret potansiyelinin önemli bir göstergesi. Bizim hedefimiz Bursa’yı sadece üreten değil, ürettiğine değer katan bir şehir haline getirmek. Tarımı, gıdayı, sanayiyi ve lojistiği aynı ekosistemde buluşturabilirsek Bursa’yı Türkiye’nin en güçlü tarım-gıda üretim ve ihracat merkezlerinden biri yapabiliriz.
B.: Önümüzdeki beş yıla baktığınızda Matlı Şirketler Grubu’nu nasıl bir noktada görmek istiyorsunuz?
Ö. M.: Türkiye’nin protein ihtiyacını uçtan uca karşılayan, besleme uzmanlığıyla dünyaya güven veren küresel bir gıda ve tarım gücü olmak istiyoruz. Önümüzdeki beş yılda ilk önceliğimiz, protein ekosistemindeki gücümüzü daha da artırmak. Mersin, Konya ve İzmir Aliağa’daki yeni yatırımlarımızı tamamlayacağız. Bunun yanında küreselleşme hedefimiz doğrultusunda ihracat ağımızı Avrupa, Uzak Doğu, Afrika ve Orta Doğu başta olmak üzere genişletirken, yurt dışında üretim yapabilecek bir yapıya da ulaşmak istiyoruz. Romanya’daki yumurta ve tavukçuluk fizibilite çalışmamız bu açıdan önemli bir adım. Enerji tarafında da 250 MW yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşarak daha düşük karbonlu bir üretim yapısı kurmayı hedefliyoruz. Ancak bizim için büyüme yalnızca rakamlardan ibaret değil. Bizim işimiz sadece fabrika işletmek ya da ciro üretmek değil; toprağın bereketini sofranın sağlığına dönüştürmek. Bu nedenle mottomuzu “İşimiz Gücümüz Sağlıklı ve Güvenli Gıda” olarak belirledik. Babamız, rahmetli Ömer Matlı’dan aldığımız en önemli öğütlerden biri, “Üreticinin elini bırakırsan toprak seni terk eder” anlayışıydı. Bugün de bu anlayışla hareket ediyoruz.
B.: Aynı zamanda siz BTSO seçimleri için de en güçlü adaylardan birisiniz. Sizin kısa süre önce kamuoyuyla paylaştığınız “Bursa Ekonomisi Dönüşüm Planı – Vizyon 2040” da bu adaylığın temel çerçevesini ortaya koyuyor. Bursa iş dünyası için nasıl bir gelecek tasarlıyorsunuz?
Ö. M.: Biz Bursa için yalnızca yeni projeler değil, yeni bir çalışma anlayışı öneriyoruz. Vizyon 2040 bir vaatler listesi değil; 2026-2030, projelerin başlayacağı, sonuçların ölçüleceği ve 60 bin üyemize hesabının verileceği uygulama dönemidir. Bursa’nın üretim gücünü daha yüksek katma değerle, ticaretini yeni müşterilerle, ihracatını yeni pazarlarla buluşturacağız. KOBİ’lerin finansmana erişimini kolaylaştıracak; teknoloji, sağlık, yeşil dönüşüm ve yeni nesil sanayi alanlarında yeni fırsatlar yaratacağız.
BTSO’yu üyesinin ayağına giden, sorunları sahada çözen, aidatın karşılığını daha fazla hizmetle veren ve kaynaklarını şeffaf biçimde açıklayan bir yapıya kavuşturacağız. Başarımızı etkinlik sayısıyla değil, üyeye sağladığımız sonuçlarla ölçeceğiz. Anlayışımız net: Hacimden değere, faaliyetten sonuca, bağlantıdan ticarete geçeceğiz. Bursa’nın güçlü birikimini geleceğin ekonomisiyle buluşturacağız. Çünkü 1 Ekim’de yalnızca bir yönetim değil, Bursa ekonomisinin önümüzdeki yıllardaki yönü belirlenecek. Biz bu değişimi 60 bin üyemizle birlikte başlatmaya hazırız.

